Bir Trakya Promenadı – 2

Artık Vize ‘ye gidelim diyoruz. Yollarda artık Bulgaristan ‘ı gösteren levhalar var. Neyse herhangi bir yanlış yola sapmadan Vize yollarına düşüyoruz.  O da ne? Orta Anadoludaki Selçuklu kümbetlerini andırır bir yapı yolun sağında bizi karşılıyor. Hemen duruyoruz. Kesme taştan, sekizgen bir yapı. Binbir Oklu Ahmet Bey Türbesi burası. Muhtemelen Trakyayı fetheden bir avuç akıncıdan biri olmalı.

 

Yolda kısa bir süre için yağmura yakalanıyoruz. Yemyeşil de olsa tarlalar zamanla yeknesak bir görünüme bürünüyor. Bir an için Dupnisa Mağarasına yönelelim diyoruz. Kırklarelini iyi bilen bir dostumuzu arıyoruz. Yolun pekte iyi olmadığını, bunu umursamayıp gitsek bile bu saatte mağaranın bekçisini bulamayıp kös kös geri dönebileceğimizi söyleyince kaderimize küsüp yolumuza devam ediyoruz. Yapacak bir şey yok.

 

Neyseki az sonra Vize ‘ye varıyoruz. Burası Bizans döneminin çok çok önemli yerleşimlerinden biri. Öyleki günümüzde sakin, kendi halinde olan bu kasabanın bir Aya Sofyası var. Tarihi inanılmaz derecede renkli. Bizans ‘ın elinden Haçlılarca alınmış. Sonra Bizans tekrar ele geçirmiş. Hatta bir ara Aydınoğlu Halil Bey burayı ele geçirmişse de bu 1309 ‘a dek sürmüş ancak. 1368 ‘de Lala Şahin Paşa fethedene dek defalarca kuşatılmışsa da kale düşmemiş. 1878 Rus Savaşında yöre Bulgarlara bırakıldıysa da Berlin anlaşması ile geri alınmış. Ta ki Balkan Savaşlarına dek. Bulgarlardan sonra Kurtuluş Savaşı döneminde Yunan işgali yaşanmış. Mudanya Mütarekesinden sonra ise Türk ordusu gelip bizim olanı geri alıncaya kadar geçen yirmi günlük sürede ise yönetim İtalyanlarda olmuş.

 

Güzel bir yerleşim. En iyi yanı görülecek yerleri işaret eden levhaların çokluğu ve bu levhalarda mesafenin dahi yazıyor olması. Biz önce levhaları takip ederek Hasan Bey Camiine ulaşıyoruz. Kapı kapalı. Tek kubbeli, yakın zamanda restorasyon görmüş, moloz taştan inşa edilmiş bir cami.15. yy yapısı ama restorasyon nedeni ile anlamak güç. İçine giremediğimiz için fazla bir şey ekleyemiyoruz. Banisi Şerbettar Hasan Paşa. Şerbettar zamanla Şaraptar mı oldu yoksa bir dokundurma mı var bilinmez ama cami Şaraptar Camii olarakta anılmakta.

 

Yolu takip ettiğinizde Aya Sofya Camiine varacaksınız. Kilise olarak inşası 6. yy da Justinianus zamanında yapılmış. Tipik Yunan haçı şeklinde. Öncesinde burada Dionysos  için yapılan bir tapınak olduğu  sanılmakta. Camiye çevirenin hangi Süleyman Paşa olduğu bilinememekteyse de Süleyman Paşaların çokluğu olasılıkları da arttırmakta. Ağırlıklı olarak Mihaloğlu Süleyman Paşa, Sultan 1.Murat ‘ın kardeşi olan ve Trakyanın önemli bir kısmını fetheden Sülayman Paşa ve Hadım Süleyman Paşa ‘nın adları daha olası görülmekte.

 

Her Aya Sofyada olduğu gibi buranında kendine has efsaneleri var. Buradaki ise Azize Maria Marianın kocası Nicephoros Vize Kalesinin komutanıdır. Maria ise kendisi savaşta iken kesin olmamakla birlikte karısının, hizmetçisi ile kendisini aldattığını öğrenir. Söylenceler bunun sadece hizmetçi ile de sınırlı kalmadığı yönündedir. Ancak uşağı ile kendisini aldattığını öğrenen Nicephoros Maria’yı hergün sürekli olarak dövmeye başlar. Sonunda kocasının dayaklarına dayanamayan Maria, aile içi şiddet sonucunda iç kanamadan ölür. Maria ‘nın cesedi de Psikoposluk Kilisesine gömülür.  

 

Ancak ölümünden dört ay sonra mezarı ziyaretçi akımına uğramaya başlamış. İnsanlar şifa bulmak için mezarına gelmeye başlar. Mezara gelenler cesedin hiç bozulmadığını ve halen yaralarından kan geldiğini belirtir. Mucizelerden biri de mezardan ışıklar geldiği yönündedir. İşte bu mucizevi olayın hemen ardından Nicephoros rüyasında Maria’yı görür. Ona küçük bir kilise yaptırmasını ve röliklerini oraya taşıtmasını söyler. Kocası da böylece onun azizelik mertebesine ulaştığını kabul ederek ona bir şapel yaptırır. Bir grup insanla cesedi taşınırken cesedin hala bozulmadığı görülür.  

 

Sonrasında ise sıklıkla yaşanan kuşatmalar, işgaller ve yağmalar kilisenin çok şey kaybetmesine neden olur. Günümüzde oldukça iyi restore edilmiş yapının uzun bir süre kendi haline bırakıldığı caminin duvarına asılı fotoğraflarda görülebilmekte. Bu cami de kapalı olduğundan giremedik.

 

Biraz daha yokuş çıktık. Önce Vize Kalesinden kalan son burcu gördük. Taşların örülme tarzı ne Roma ne Bizans. Kala kala kalenin giriş kapılarından biri sağlam kalabilmiş. Antik surlar Justinianus zamanında ciddi şekilde onarılıp genişletilmiş. Paleologoslar zamanında da ciddi onarımlar yapılmış. Güzel bir manzarası olması gençlerin buraya rağbetini de arttırmış. Ne aradığımızı merak edip bizi gözleriyle takip eden kalabalıktan ve kırık bira şişelerinden sevilen bir yer olduğu anlaşılabilmekte.

 

Artık iniş vakti. Son bir umut, Aya Sofya ‘nın kapısını yokluyoruz. Kapalı. Son olarak Trakyadaki tek antik tiyatroya giriyoruz. Tel örgü ile kapatılmış. Ufakça bir yapı. Bulunan heykeller ve diğer parçalar Kırklareli müzesinde görülebilir. Tahminimize göre tiyatronun sağlı sollu yanlarında yer alan haneler istimlak edilip arazi kazısı yapılsa epey bir buluntuya ulaşılabilir. Tıpkı İznikteki tiyatro gibi MS 2 yy ‘a tarihlendirilmekte.

 

Kırklarelinden çıkıp Tekirdağ ‘ın Saray ilçesine giriyoruz. Buranın en önemli yapısı Ayas Paşa Camii. Haziresinde çok sayıda Kırım Hanı gömülü. Ben Kırım kökenli olmama rağmen bunu ancak Sarayda neler varmış diye araştırırken geziden sonra öğrenebildim. Bunlar 2. Devlet Giray Han , 2. Fetih Giray Han , İslam Giray Sultan , 3. Selim Giray Han, 4. Devlet Giray ve

Şahbaz Giray Han.

 

Ayas Paşa Camii 1539 ‘da Sadrazam Ayas Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış. Tek kubbeli caminin içinde pek bir şey yok. Buna karşın göze hoş gelen tek şerefeli bir minaresi var. Ama önümüzdeki yıl restore edileceği, şu an duvarı kaplayan yağlı boyanın altındaki orijinal boya ve kalem işlerine ulaşılacağı görevli tarafından söyleniyor. İnşallah deyip Ayas Paşa Hamamını bulmaya çalışıyoruz ama nafile. Pek bir modern, pek bir yeni bir hamam karşımıza çıkıyor. Belki de bulduğumuz hamam aradığımız hama değildi. Kim bilir.

 

Özetlemek gerekirse güzel bir gezi idi. Aracınız olmasa bile İstanbuldan Saray ‘a oradan da minibüslerle Kıyıköy ‘e gidebilirsiniz. Kanımca bölgenin en önemli bağlantı noktası olan Babaeski ‘nin otogarından da istediğiniz her yere ulaşabilirsiniz. Bizim yaptığımız gibi kültürel bir geziyi yapabileceğiniz gibi sahilden ve ormanlardan geçerek hatta treking yapara bir doğa gezisi haline de dönüştürebilirsiniz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s