Suriye (Halep – Hama )

Gün – 3

Sabah erkenden uyandık. Az uyumuş olsamda kendimi dinç hissediyorum. Dışarı çıkıp kahvaltı yapmak istiyoruz ama sokak kapısının üzerinde bir asma kilit var. Görevli kimse yok. Ayak işlerine bakan çocuklardan biri sofadaki koltuğun üzerinde yatıyor. Dürttüm, uyandırdım. İki anahtar verdi. Bunlarda açmadı. Başka bir anahtar daha çıkarttı . Bu işe yaradı.

Dışarı çıktık. Güneşli bir gün. Kapıdan çıkar çıkmaz taksiciler yakamıza yapıştı. Halep civarındaki Serjilla,St. Simeon (Qalaat samaan) gibi yerleri getirip götürmeyi teklif ediyorlar. Ama ne başkalarının gezi notlarındaki fiyatlar nede gezi rehberlerinde belirtilen ücretler adamların dediklerinin yanından bile geçmiyor.

Günlerden Pazar ve sabah daha 7 ‘yi yeni geçmiş. Polisler bile köşelerine daha yeni yeni akşamdan kalmış suratlarla isteksizce gidiyorlar. Kahvaltı için bir yer bulamadık. Halbuki dün bir kaç yer gözümüze takılmıştı. Buna karşın şehri boş görmek daha da ilgi çekici oluyor.

Birer bardak meyve suyu içip sucuklu tost yiyoruz. (50 SP içecek,50 SP tost). Ramazan olmasına rağmen kimse oruç tutmayan insanlara gözünün ucuyla bile bakmamakta. Biz genede yolculuğumuzboyunca su içerken duvara dönüp insanları imrendirmemeye elimizden geldiğince özen gösterdik. Koreli adaşımda bizi büfede yakaladı. O daha akıllı çıkıp bizim gibi cam bardakta içmiyor meyve suyunu. O bugünden Hama ‘ya gidecek. Biz ise Halep Kalesi ve müzeyi gezeceğiz daha.Vakit kaybetmeden taksiye atlayıp kaleye gidiyoruz. Pazar sabahı yollar bomboş. Taksiciye 500 SP veriyoruz bozamıyor. Elimizdeki 30 SP ‘yi kabul edip gidiyor.

Kale tam dokuzda açılıyor. Daha onbeş dakika var. Uğur görevliyi ikna edip 10 SP ‘ye kaleye girecek girmesinede adamda bir türlü bozuk para çıkmıyor. Paramızı bozdurmak için dükkanları dolaşıyoruz. Esnaf dünyanın her yerinde esnaf. Para bozan yok. Ben elli ver bari diyorum ama Uğur oralı değil. 40 SP yaklaşık 1 TL ‘nin biraz üzerinde bir meblağa denk düşüyor. Neyseki görevli adam bu kez parayı bozuyor ve biz zaman kaybetmekten kurtuluyoruz.

Kaleyi bizimle beraber bir İspanyol grup daha gezmekte. Girişi açıp koridorlara girdiğimizde ilk önce sağda bir sanduka çıkıyor karşımıza. Rehbere soruyorum. Aziz George’ un mezarı diyor. İspanyollardan uğultulu bir ses geliyor. Uzun koridorlar nihayet bitiyor ve kalenin içine giriyoruz.

Kalenin içi devasa bir alanı kaplıyor. Hamamı, iki camisi, açık olmayan müzesi, tiyatrosu ile çok büyük bir kompleks. Sağ tarafa yönelip gezmeye başlıyoruz. Burada merdivenler ile zindana iniliyor. İhtiyacen uğrandığı kesif sidik kokusundan aşikar nemli,loş , Allah düşürmesin dedirten yerlerden bir yer burası.

Kale devasa kütlesi kadar ele geçirilmesinin güçlüğü ile de tanınıyor. Suriyeliler her ne kadar hiç ele geçirilmedi deselerde Timur 1400 ‘de burayada misafir olup şehri yağmalarken  kaleyide bir yokluyor. Aslında tepe binlerce yıl önce tapınak olarak kullanılmış. Ama sonrasında önce Araplar daha sonrada her kim Halep ‘e sahip olduysa onlar tarafından askeri garnizonların yerleştirildiği bir kale haline getirilmiş.

Eskiden ne vardı bilinmez ama günümüzde açık hava tiyatrosu yapılmış burada. Biraz ötesinde  kalede çıkarılan sütun başlıkları sıralanmış. Müze kapısı kapalı. Gençler, yerlilerden gezeni pek olmadığından buraya gelip buluşuyor yada piyasa yapıyor. Genç kızların bakımlı hallerinden pekte müze gezmeye gelmedikleri anlaşılıyor.Erkekler için pek bir şey diyemeyeceğim.

Burçlardan birinde yer alan bir kuleye çıkıyoruz. Manzara güzel. Şehir ayaklar altında derler ya tam o misal. Taştan yapılmış, bej rengi bir şehir Halep. Kimi yerlerde eski tarz binalar, beride manda yönetimi döneminden kalan yapılar, uzaklarda ise modern şehrin çirkin yerleşimleri. Kuleden inip kalenin kenarlarında yürüdüğünüzde de manzara değişmiyor. Emevi Camii ve çarşıların olduğu kısımlar görülmeye değer.

 

Dönüyorum. Müzenin kapısı açık. İçine dalıyorum ama adam sepetliyor beni. Hamamın önünde bir kuyruk var. Hayırdır diyerek takılıyorum peşlerine. Hamamın içine mankanleri yerleştirip hamam ambiyansı oluşturmaya çalışmışlar. Pek bir numarası yok.

Buradan çıkınca camiye giriyorum. Bahçesinde bir sebil var ama musluk olmadığı için çalıştıramıyorum. İki kız yardımıma koşup musluğu çalıştırıyorlar. Buz gibi su ile yüzümü yıkayıp kendime geliyorum. Kızlar içme diyorlar. Vardır bir bildikleri deyip teşekkür edip caminin içine giriyorum. Anlatacak fazla bir şeyi olmayan iddaasız bir yer.

Çıkış tarafındaki burçlara yönelip şehre bakıyorum. Adliye sarayının oradan üç,dört çocuk bayırı tırmanıyor. Düşünüyorum, kim bilir kaç bedeni ruhundan bu bayırı tırmanmaya çalışırken ayırdılar diye. Kaç kişi bir zamanlar su dolu hendekteki timsahlara yem oldu. Evliya Çelebi bile hendeklerin sazlık olduğundan etrafının türlü sahipsiz hayvan ile dolu olduğundan bahseder.

 

Arkamı dönüyorum. Kalenin içi ufakça bir kent. Halep müzesi olsun, Şam müzesi olsun hala kaledeki kazılarda çıkan eserlere ev sahipliği yapmakta.

Kaleden çıkıp otelden çantaları alıyoruz. Sırtımızda ağır çantalar müzeye yürüyoruz. Allahtan müze yakın. Seslenen, musallat olan taksicileri duymazdan gelip ilerliyoruz.

Müze bahçesinde alışılageldiği üzere heykelleri, ştelleri, türlü nesneyi görebiliyorsunuz. Müzenin girişi oldukça egzantrik. MÖ önce 1000 ‘li yıllarda Tel Halaf denilen yerde yapılmış Arami tapınağının girişi müze girişi olarak canlandırılmış.

Müze girişinde çantalarımızı alıp emanete koydular. Fotoğraf çekimine izin yok. Gerçi çaktırmadan görüntü almak pekala mümkünsede denemedik.

İlk katta, sağda, Halep yakınlarında bulunan bir iskelet ve ondan yola çıkarak elde edilen canlandırmalar görülebilir. Alt katta yörede yaşamış çeşitli uygarlıklardan kalma pek çok parça sergilenmekte. Suriye bu konuda epeyce zengin. Ağırlıklı olarak Ugarit medeniyetine ait parçalar burada. Ayrıca salonun sonunda Hitit dönemine ait büyük kaya heykellerde görülebilmekte. Kimi taşlardaki Pers etkiside dikkat çekici.

Üst katta ise ise sikkeler,çeşitli heykeller gözlemlenebilir .Burada müze görevlisi bize takıldı. Varlığı iyi olmadı diyemem. Epeyce sohbet ettik. Üst kattaki salon sola doğru kıvrılırken Zengi döneminden başlayarak Osmanlılara dek uzanan İslami döneme ait kalıntıları ( anıları mı desem acaba? ) görme imkanınız oluyor. Taş ve tahta üzerindeki hat sanatının neresi süsleme , neresi yazı bu kısım görevli tarafından bize gösteriliyor. Bende bir iki şteli Yunancadan İngilizceye çevirmiştim. Ne yazıkki taşlarda çeviri yok. Zaten bizde bile bir iki müzede yazıtların tercümesi bulunmakta.

Bir iki mezartaşı, çok sayıda mühür, bakraç vesaire. Adam sonunda ağzından baklayı çıkarıyor. Türklerden bahşiş almadığını söylüyor. Bizde  vermiyoruz zaten. Türkiyeye selam gönderiyor.

Müzeden çıkar çıkmaz taksiye atlıyoruz. Hama ‘ya gitmek için Ramussiya garına gitmemiz gerekli. Şoförümüz Kürt. Üç cümle Türkçe biliyor. Gaza basar basmaz birisini ezmesine ramak kalıyor. Beriki mülayim bir tip. Ağzını açamadan bizim şoför susturuyor bile adamcağızı.

Adam bu coğrafyadaki çoğu kişi gibi İbrahim Tatlıses diyor. Bilmesemde “ he’s the best “ diyorum. Başlıyorum arkadan leylim ley diye. Adam İbrahim Tatlıses kasetleri ararken kaldırımda bakınan kızlarıda sıyırıyor geçerken. Korku dolu ama bir o kadarda matrak yolculuğumuz biterken bizden 200 SP istiyor. Bozuk para olmadığı için 3 USD veriyoruz. Az diye dövünüyor. Helal,helal deyip iniyoruz. İki Avrupalı kız etraflarını saran taksicilere tedirgin bakışlar fırlatırken bizim şoförü öneriyorum. Kızlar teşekkür edip taksiye biniyorlar. En son gördüğüm, şoförün memnuniyetten sırıtan bembeyaz dişleriydi.Kızların akıbetini merak etmiyor değilim. J

Hama ‘ya gitmek için çok araç var. Yolculuk 80 dk kadar sürmekte. Yolculuk rahat. Al-Alniah firmasının otobüslerini tavsiye ederim. Otobüsleri iyi ve kesinlikle turistsiniz diye kazık atmıyorlar. Şehirler arası otobüslerde perdeler mutlaka kapatılıyor ve klimalar sonuna dek açılıyor.

Hama garajından merkeze gitmek için taksiler ideal. Gideceğiniz oteller aynı cadde üzerinde. Backpacker olarak geldiyseniz fazla seçeneğinizde yok gibi. Kahire ve Riyad otelleri yanyana. Naura ise yolun karşısında. Taksi ile 50 SP ödedikten sonra Kahire (Cairo ) oteline geldik. ( 1000 SP 2 gece/adambaşı) Hesaplı ama akılları sıra kazık atmak için fırsat kolladıkları için yanındaki oteli tavsiye ederim.

Neyse eşyaları bırakır bırakmaz sokağa çıktık. Açız ve hedefimiz oldukça adı geçen Ali Baba restoran. Latin harfleri ile yazılı birşey olmadığı için defalarca önünden geçmemize rağmen bulamadık. Güzel bir restoran beklerken karşımıza alalade bir esnaf lokantası çıktı. İçeri girip felafel yiyip ayran içtik. Ayran Yunanistandaki gibi tatsız,tutsuz sadece yoğurtlu su. (75 SP /adambaşı)

Önerilen bir başka mekanda Al Baroudi. Yolun karşısında bir ara sokakta.

Çıktık. Hama “naura”ların kenti. Naura ilkin Roma döneminde yapılan sonrasında Türkler tarafından da kullanılan dev su çarkları. İnanılmaz berbatlıkta bir ses çıkaran, şiyaha yakın koyulukta yeşil yosunlarla kaplı çark dönerken sanki onlarca buzağı aynı anda boğazlanıyormuş gibi ses çıkarıyor. Çarkların yakınlarındaki binalarda oturuyor olmak sabır gerektiren bir durum. Şehirde şu an onyedi naura olduğu yazmakta.

 

Ecnebilerin Orontes bizim Asi dediğimiz nehir boyunca on, oniki tane daha naura var. Kimisi çalışıyor, kimisi ise durmuş. Yanında durduğumuz dönen çarkın çaprazındaki naura çalışmamakta mesela. Sadece bu iki nauradan su kemerlerine bağlantı var.

Asi nehrinin sağ kıyısında güzel bir park yapılmış.İçerisinde  lahitler ve sütun başlıkları sergileniyor. Park boyunca ilerlerken bir nauranın daha yanından geçiyoruz. Yola devam ederseniz iyi restore edilmiş bir köprüden geçerek gezinizi sürdürebilirsiniz. Soldan,tünele benzer bir koridordan geçerek bir naurayı yakından görme hatta cesaret ederseniz üzerine tırmanma fırsatı da yakalayabilirsiniz. Nehir boyunca balık tutanlarda var ama biraz bakınmamıza rağmen birşey yakalayanına denk gelmedik.

Köprüden dümdüz ilerleyerek kaleye ulaşabilirsiniz. Kalenin günümüze sadece adı gelebilmiş. Bunu peşinen söylemekte fayda var. Ama yukarıdan nehri ve bir iki naurayı,yeni şehir kısmını seyretme imkanı var.

Kalenin ortasında kazı yapılan ve etrafı lahitlerle sarılı bir çukur var. Çukurda bizim Harrandaki konik çatılı evlere benzer,çatısı kısmen çökmüş, kerpiç bir yapı yer almakta. Aşağıya inip çatısına tırmanıp içine baktıysamda çöplük olarak kullanıldığını görebildim sadece.

Kaleden inipte yolunuza devam ederseniz önce fakir bir mahalleyi geçerek Hristiyan mahallesine ulaşabilirsiniz.

Hama fakir bir kent. Halep gibi bir tarihi var. Halep ‘i kana bulayan ve kalkındıran tüm eller aynışekilde bu şehrede dokunmuş. Fakat şehrin sokaklarında gezerken müslümanların Halep ve Şamdaki dindaşlarına nazaran biraz daha tutucu gibi göründüklerini hissedebiliyorsunuz. Daha bir köylümsü havaları var.

Bu şehir bir dönemler Müslüman kardeşler adıyla bilinen dinci örgüte de ev sahipliği yapmış. Suriyeyi bilirsiniz, yönetim olarak bir dönemler terörist yetiştirme gibi bir hobileri vardı. Nasıl su meselesini bahane edip bize karşı Kürtleri eğitip PKK’yı desteklerken benzeri bir örgütlenmeyi de Lübnan ve Filistindeki İran destekli Şii güçlere karşı Hama merkezli olarak bu örgütü kullanarak yaptı. Tabii zamanla bu güç kontrolden çıkıp Suriye yönetimine karşı çıkmaya ve bombalı eylemlere girişmeye başlayınca yönetim şehre saldırmaya karar verir. Suriye ordusu ayrım gözetmeksizin şehre saldırır. 30 binden fazla insan öldürülür. Bunun önemli bir kısmı elbetteki sivillerden oluşur. Buna karşın 1000 kadarda Suriye ordusundan ölen olmuştur. Şehrin pek çok tarihi yapısı da bu esnada yitirilir.

Neyse günümüze dönelim. Güzelce bir kilise var. Yan tarafında tahtaperde ile çevrilmiş, yaklaşık bir apartman temeli alacak büyüklükteki alan ise  tarihi bir mekana ev sahipliği yapmakta.

 

Bu mahallede oynayan çocuklar daha bir rahat, daha bir gürültücü. Kadınlar balkonlarda daha bir güvenle hareket etmekte. Biraz ötede ise Hama ‘nın ulu camii var. Burasıda Roma belkide daha öncesinin mirasını islami bir ibadethane olarak devralmış. Sütun başlıkları, sağda solda uzanan sütunlar,Şamdaki Emevi Camiindeki hazine odasının daha eski ve daha da fazlaca yıpranmış bir örneği burada görülebilir. 1980 yılındaki bombardımanda yıkıldıysa da tekrar inşa edilmiş. İki minaresinde birbirinden farklı ve ilginç.

Camide dolanırken Ahmet isimli tahminen Boşnak yada Makedon birisi ile Türkçe sohbet etme imkanı yakaladık. Bir parça üzerinde uğraşılsa Türkçe büyük bir coğrafyada rahatlıkla kullanılabilir tekrar.

Ulu camiden çıkıp biraz daha ilerledik. Ama ilgimizi çekecek birşey göremeyince (varsa da bilemiyoruz) kaleye dek geldiğimiz yoldan geri döndük.

İftara yaklaşılınca koşuşturmaca da başlıyor. Fırınlar pidelerini çıkartıp sergiliyorlar. Ama bu pideleri yola dizmeleri beni bile zıvanadan çıkarttı. Üstü açık satılmasına Uğur gibi tepki vermiyorum. Bu durum bizde de ne yazık ki pek farklı değil. Ama nimeti yere koyma konusunda küfür etmeksizin birşey diyebilmem pek mümkün değil.

Otelde dinlendikten sonra, iftarın ardından tekrar yola koyulduk. Burada da suk denilen çarşılarda bulunmakta. Hatta Rüstem Paşa buradada bir çarşı yaptırmış.

Akşamda olsa sokaklar canlı. Kadınlar çarşıda, erkekler ise meydanlarda dolanmakta. Dediğim gibi rahatsız olacak tek bir an bile yaşanmamakta. Yolda yürürken bir kadınla karşı karşıya kalırsanız mutlaka size yol veriyor, erkeklerse izin alıyor yada teşekkür ediyor. Belki bana denk gelmiştir ama Hamadaki insan gözlemlerim bu şekilde. Dar sokaklar,ana baba günü gibi kalabalıkta bazı durumları da hoş görmek büyüklüğün şanından. J

Geceleyin nauralar aydınlatılmış. Dönüşte marketten çilekli süt, fırından ise pide aldık. Çilekli süt korkutsa da tadı damağımda kaldı. Pide ise doyurucuydu. Aama bu memlekette hamurlulara hindistancevizi katna hastalığı var. Bizim (belkide sadece benim) zevkimize göre hindistancevizi biraz ağır kaçıyor.

Komşu otele uğrayıp adaşımla görüşüp yarın için anlaştık. O otelinde sahibi kaleler için tur satmaya çalışıyor ama fiyatlar biraz yüksekçe.

Gün – 4

Sabah erkenden uyandık. Erken dediysem 7:20 gibi. Sekiz olmadan çıktık. Bora ile tam 8 ‘de buluşmak üzere sözleşmiştik.Tahmin ettiğim gibi öncesinden oradaydı. Sorduğumda henüz indiğini söylediysede bunun kalıtsal kibarlıklarından kaynaklandığına eminim.Allahtan erken inmişiz.

Kaldığımız Riad Hotelden Hama otobüs garajına değin yürüdük. Bora alem kız. 50 SP (yaklaşık 1 USD ) ödeyip taksi ile gideceğimiz yere yürüdük.

İlk hedef şövalyelerin kalesi Crac des Chevaliers. Güncel adı ile Qalaat Hosn yani Hasan Kale de diyebiliriz.

Bunun için önce Homs (Humus ) şehrine geçmek gerekli. Homs ‘a otobüslerle gidilebilmekte. (30 SP) Yolculuk yaklaşık bir saat sürmekte. Bununla beraber aynı yol garajın oradaki mikrobüsler ile de yapılmakta.

Neyse Homs garajında indik. Açlık hissetmiyorum,susamadım da. (Fakat bizim tayfa Kore- Türk işbirliği ile alışverişe çıktı )

Başta Homs garajından bahsedelim sonrasında da üstün körüde olsa şehirden. Kaleye ve diğer çeşitli yerlere giden mikrobüsler büyük otobüslerin yolcu alıp indirdiği garın sağında kalmakta. Kalaat Hosn dediğinizde zaten araçları gösteriyorlar yada sizi götürüyorlar. Şehrin Şam yolu üzerinde olması nedeniyle canlı bir garı olduğunu söylemek lazım. Şehirde üniversiteninde yer alması insan çeşitliliğini arttırmış durumda. Şehirde gezebilecek pek bir yer yok. İçinde halid bin Velid ‘in de türbesinin olduğu aynı isimli bir cami ki resimlerden gördüğüm kadarıyla fazla iyi bir restorasyon sonucu oldukça yeni görünenmekte. Ayrıca bu camide büyük Türk savaşçısı Baybars ‘ın da sandukası bulunmaktaymış. Bunu yazık ki Şamda öğrendim. Birde için de Meryem Ana ‘nın kemerinden bir parçanın olduğu iddaa edilen El Zennar isimli Süryani kilisesi görülebilir. Kalesi için yıkıntı denilmekte. Gezginlerin pek uğramadığı yada bizim gibi garajından ötesine pek geçmediği bir şehir.

Mikrobüse gelince. Bizim köylerden kasabalara giden minibüslerin mantığında çalışmakta. Tüm araç dolunca sabit bir bedel ödeyerek yola çıkıyorsunuz. Eğer beklemek istemezseniz, koltuk bedelleri araçtakilere pay ediliyor. Tabii ortalama Suriyeli bu bölüşüme pek yanaşmadığından boş koltukları sizin ödemeniz gibi bir seçenek kalıyor geriye. Ama frekansı yüksek hatlarda biraz beklemek yeterli.

Ama araçlar rezalet. Eskiden Aksarayda yer alan dolmuşlar gibi. Ama çok daha konforsuz. Koltuk araları daracık. Ben bile orta boylu sayılmama rağmen çapraz durabildim. Koltuk sıralarının en sağında açılabilir, iğreti bir mekanizma ile birer koltuk daha arttırılıyor

Kaleye gidiş için adam başı 70 SP ödüyorsunuz. Yol uzun. Ufacık araçta yapılan yolculuk ise epey yıpratıcı olmakta. Bu fırsattan istifade ederek kahvaltı niyetine poğaça benzeri nesneyi yemeye çalıştım. Pudra şekeri tadındabirşey. Ama doğruyu söylemek gerekirse tüm gün tok tuttu.

Neyse bir yere geldik. Neresi Tanrı bilir. İnin dediler. Üçümüzde şaşkın bir şekilde birbirimize baktık önce. Sonra yolun aşağısında, ağaçların arasına pusuya yatmışcasına duran elemanı işaret ettiler. Gittik. Adambaşı 100 SP ödeyerek döne döne kaleye doğru yola koyulduk.

Kale yolu epeyce  uzun. O nedenle yürürüm , giderim deme ve dediğinizi yapabilme imkanınız yok. Uzunca bir süre tepe çıktığınız için manzarayı seyredin. Zaten yapacak başka birşey de yok.

Kaleye girerken Uğur şansını tekrar denedi. Ama burada tutmadı. Korelide tahmin ettiğim gibi ISIC kartı var. Biz paşa paşa 150 SP öderken o sadece 10 SP ödeyerek içeri girdi.

Kale devasa, elegeçmez bir yapı. Krak, kale anlamına geliyor. Crac des chevaliers şövalyelerin kalesi demek kısaca.Zaten Hamadaki oteller kaleleri gezdiren özel turlar düzenlemekte. Fiyatları 25 ila 30 USD arasında değişen bu turlarda Crac dışında, Misyaf, Marqap (Merkep yani) veSelahattin Eyyübi kalesini görme imkanınız olmakta. Bunlar içinde resimlerinden vardığım sonuca göre Misyaf sağlam görünümlü bir kale. Ben Misyaf ‘ı Şii kalesi sanıyordum ama Haşhaşilere ait olduğunu gördüm. Alamuttan sonra en meşhur kaleleri burası imiş. Selahattin Eyyübi 1176 ‘da kendisine iki kez suikast düzenleyen haşhaşileri ortadan kaldırmak için kaleyi kuşatırsa da başarılı olamaz. Rivayete göre haşhaşiler Eyyübiyi tüm ailesini yok etmekle tehdit ederler. Bir diğer rivayette ise haşhaşilerin reisi Reşideddün Sinan bir tepeden kuşatmayı izler. Selahattin Eyyübi adamlarını gönderirse de askerler bayırı tırmanırken aniden felç geçirirler. Durumdan çekinen Eyyübi çadırının etrafına kireç döktürür.Böylece çadırın etrafına yaklaşan birileri olup olmayacağını anlayabilecektir. Gece ansızın uyanır ve Reşideddün Sinan ‘ın çadırdan çıktığını görür. Yatağının kenarında bir not vardır. Notu okur ve sabah erkenden kuşatmayı kaldırır. Notta sadece şu yazar. “Sen elimizdesin”

 Ayrıca meşhur Kadeş Savaşı da bu kaleye yakın bir yerlerde yapılmış.

Kaleyi ilkin 1031 ‘de Halep emiri yaptırıyor. Fakat daha ilk haçlı seferinde 1099 yılında hristiyanlarca ele geçiriliyor. İlk başlarda önemsenmeyen kale bir müddet sonra Hospitallerin en önemli üssü haline geliyor. Oysa ben burayı Templarların üssü sanıyordum.Neyse şövalyeler burayı iyice tahkim ettirirler. Zaten göreceğiniz gibi iki devasa taş ahırda binden fazl at bakılabilmekte imiş.Kale her an kuşatılabilir diye beş yıl yetebilecek erzak ve mühimmata sahip tutulmuş. Bu depoları da gezerken göreceksiniz. Önemli olan gezerken kaybolmamak ve aydınlatmanın zayıf olduğu koridorlara girmemek yada girilirse de azami dikkati göstermek. Aynı durum çeşitli merdivenlerden inişte de geçerli.

Kuşatmalar oldukça serttir ama savunucularda elit askerlerdir.1163 ‘te Nur ad-Din kuşatır başarılı olamaz. Arada olan pek çok deprem kuşatmalardan daha fazla zarar verir kaleye ama hepsi kolayca onarılır.1188 ‘de kalenin önünde Selahattin Eyyübi görünür. Askerleri kalenin önemli burçlarından birini ele geçirip kapıyı açsada bu kuşatmanın sonunda kale hala Hospitallerin elindedir. Ama 1271 ‘de kale Memluklerin eline geçer. Çok güçlü bir ordu ve mükemmel kuşatma araçları ile şehri kuşatan bu kez Baybarstır. Şövalyelerin Grand Master ‘i kaleyi vire ile teslim eder. Burada gene rivayetler devreye girer. Bunlardan birine göre grand masterden Kudüs’e giden mektup bir şekilde müslümanların eline geçer. Baybars akıllı bir manevra ile Kudüstekilerin ağzı ile bir mektup yazdırıp müslümanlarla anlaşma yapıldığını, anlaşmaya göre kalenin teslim edilmesi gerektiğini bildirir. Buna göre kalenin grand masteri kendinden yüsek bir makamdan gelen emri gerçek sanıp dinlediği için kaleyi kaybetmiştir. Bana göre külliyen palavra.

Kaleyi Arabistanlı Lawrance nam zat dünyanın en korunaklı,en etkileyici kalesi olarak nitelendirmiş ki bunu her yerde de yazıyorlar zaten. Ama işin ilginci gerçekten inanılmaz derecede müstahkem kaleyi bizimkilerin kullanmamış olması.

Tarihçesinden yapısına geçelim. Etrafında hendek vb yok. Zzaten bir tepenin üstünde kale. Etrafında rahatlıkla mangonel yada mancınık gibi kuşatma aletleri kurabilecek bir yerde yok. Günümüzde bir tepe ve bir bayır varsa da o devirlerde bunun kurulmamasını sağlayacak bir kule daha olması gerekiyor o tepede.

Kalenin içinde daha girer girmez sol tarafta ahırları görebiliyorsunuz. Sağlam duvarların ardında kala bu alanlar bir kaç kat. Bir merdivenden indik ama yanımızda fener getirmediğimiz için daha aşağısına gitmeye cesaret edemedik. Çeşitli odalara ve tünellere çıkan hatta katlara inen ana koridoru takip ederseniz bu kez iç kalenin yamacına ulaşıyorsunuz. Burada küçük bir hendek var ve içi su dolu. Zaten bunun aşağısındaki kısımda bir zamanlar hamam olduğunu gösteren levhalar var.

Ana binaya girmeden kale etrafındaki surların üzerinde bir tur atmanızı öneririm. Ana binanın içindede pek çok bölme var. Aynı uyarılar bu bölüm içinde geçerli. Buranın avlusunda Baybars tarafından camiye çevrilen kilisede mihrap görülebilir. Kilise kısmında ise tavanı tutan kemerler Bodrum Kalesindeki gibi Fransız stili. Burada ayrıca birde toplantı odası gibi büyükçe bir alan var. Buradan kulelere çıkıp manzarayı seyredebilir, kendinizi kuşatılan bir komutan yerinede koyabilirsiniz. Zaten kulelerden biri kumanda kulesi adında. Kulelerde rüzgar oldukça sert olabiliyor. Bir uyarı daha. Krak ‘a gelirken ince bir yağmurluk almanızda yarar var. Bizim gibi yağmura yakalanabilirsiniz. Sonuçta denize yakınız ve yüksekte bir tepedeyiz. Son bir uyarı daha. Girişte bilet aldığınız yerde İngilizce bilen bir rehber tutabilirsiniz. Eğer savaşlar ilginizi çekmiyor ve haçlı-müslüman savaşları konusunda fazla bir bilginiz yoksa rehber tutmanızda fayda olacaktır.

Kaleden çıkmaya karar verdik. Bizi getiren adam dışarıda beklemede. Zerre İngilizce konuşamıyor . Biz otobana çıkıp servis  beklemek istiyoruz, geçmez diyor. Haklı olabilir. Zaten tabut gibi daracık araba. Üç kişilik yer olan birini yakalamak mümkün değil gibi.   Adamla tartışmaya başladık. Homs ‘a dek üç kişi 1500 SP dedi. Yok,pahalı dedik. Bu arada Koreli kız servisle gidelim derken sanki nasıl gideceğiz diye soruyor adeta. Ya üçümüz birden gideceğiz yada gitmeyeceğiz, seni burada yalnız bırakmayacağız dedim. Rahatlamış göründü. Bu esnada adam ana yola yaklaşınca 1200 SP dedi bu kez. Adam arapça dışında başka hiç bir dil bilmiyor.Bizde ise sadece Koreli kız biraz Arapça bilmekte. O da pek ikna edici değil. Adam eline paraları alıyor,1200 SP oluşturup sallıyor.Ben yanındai koltuktayım. Önce arkaya dönüp teklif bu diyorum. Uğur nötr,Koreli için herşey gallin (arapça pahalı ). Gel zaman git zaman biz 600 dedik, adam 700 ‘de ısrar etti. Sonunda adamın elinden parayı alıp 650 SP yaptım. Tamam dedim. O da tamam dedi. Bu Suriyede işe yarar bir taktik. Bir kaç kez daha uyguladım. Sizden biri adamlarla fiyat için konuşurken karşı tarafla tıkanma yaşandığında devreye girin ve mantıklı ise orta fiyatı verin. Belki biraz kazık yemiş oluyorsunuz ama gerçekten üç kuruş için uzatmaya gerek yok.

Yolda gidiyoruz. Adam kendince birşeyler anlatıyor. Başta Koreli adaşımı eşim sandı. Yok, eşim İstanbulda. Birde velet var dedim. Kendinde iki evlat (veledin çoğulu) varmış. Başka birşeyler daha anlattı. Anlayan kim. Sonra bizi bir araç solladı.  “Servis” dedim. Demez olaydım. Adam önce servis şoförüne seslendi., ardından içinde garaj, polis gibi kelimeler geçen birşeyler söyledi. Bizi indirdi ve servise bindirdi. Film gibi.

Homstayız gene ve garajda. Bu kez Hama ‘ya mikrobüsle döneceğiz. Turist tarifesi çektiler. 50 SP ödedik. İçeride konuştuğumuz Suriyeli ise sadec 32 SP ödediğini söyledi.

Konuştuğumuz çocuk Hamada oturup Homsta telekominikasyon mastırı yapan bir mühendismiş. Aalmanca biliyor. İngilizce konuşabilecek fırsatı yakalayabildiği için sevindiğini söyledi. Hayali Türkiyede yada Avusturyada çalışmak. Hayırlısı diyorum. Bizim takımların maçlarını seyrediyorlarmış burada. Dün gece basketbolda İspanyolları yenmişiz. Takım çok iyi oynamış. Seyretmedik deyince çok şaşırdı.  Spordan politikaya, Suriye Türkiye ilişkilerinden, Arapların kendi aralarındaki münasebetlere kadar epeyce konuştuk. İyi eğitimli, aydın bir genç.

Hamada garaja varınca tekrar otele doğru yürüdük. Koreli adaşım otele dönüp dinleneceğini söyledi. Uğur ise Aapamea ‘ya gidelim diyor. Önce para bozdurmamız lazım. Cadde üzerinde banka levhası var ama çoktan kapanmış. Saat iki bile değil oysaki. Yürüyerek otelin oraya geldik. Burada açık bir banka var ama en az 100 USD ‘lik banknotları bozuyorlarmış. Bizde en büyük kupür 50 ‘lik. Bozdurmak sorun olabilir diye epey bozuk para ile gelmiştik halbuki. Koreli ise elindeki 1000 ve 500 SP ‘leri bozdurmanın derdinde. Banka bunlarıda bozmuyor.

Saat kulesinin köşesindeki, siyah “Sultan ” isimli dükkana giriyoruz. Burada sabit kur üzerinden parayı bozduruyoruz. Komisyon almıyorlar. Hatta 1000 SP ‘yi de bozduruyoruz. Arkamızdaki gişede ise adaşıma gene olumsuz cevap vermişler. Yüzü gene asılıyor. Öteki gişeyi gösteriyorum. Umutsuzca gidiyor ama ilk binliği bozdurunca ötekileride uzatıyor gişedeki kadına. Ayrılırken diyorum,”” Ortadoğuda kurallar yoktur, olasılıklar ve durumlar vardır

Koreli dostumuzu otele bırakıp Apamea için yolumuza devam ediyoruz. Her geçen mikrobüs ve otobüsü durdurup soruyoruz. Cevap hep aynı. “Yok”. Bir tanesi artık otobüs olmaz,ancak taksi ile gidersiniz demeye çalışıp taksi taklidi yapıyor anlayabilmemiz için.

 

 

Reklamlar

Suriye (Halep – Hama )’ için 3 yanıt

  1. Teşekkürler Bora,inanılmaz keyifli anlatım,insanı oradaymış gibi hissetiren yazın,fotografların, inan sen yazarken sanki benmişim olayın kahramanı gibi hisetiriyorsun insanı,binlerce kez teşekkürler,eline sağlık

  2. Çok sağolasın bora kardaş, Sanki gidip gezmiş kadar zevkle okudum ve resimleri inceledim. Çok teşekkürler elllerine ve gözlerine sağlık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s