Kuşadası 2009

Beleş tatilimi geçirmek üzere yola düzüldük. Sabah 7 ‘de yola çıktık. Aslında yol çokta uzun olmasa da akşam 18 gibi Kuşaası ‘nda olacağımız söylendi.

Genelde geceyarısı yola çıktığımız için kaçırdığımız pek çok manzarayı bu kez yakalamış olduk. Bursadaki Ulubat gölü gerçekten güzel. Gölyazı gezilecek bir yer. Arada güzelce bir baraj gölünün yanından geçtik. Spil dağını kıvrıla kıvrıla ve kıvrana kıvrana çıkıp İzmirde denizi gördük. Aaslında her kasabanın otobüs terminaline girmemiş olsaydık daha eğlenceli olurdu ya neyse.

Sonunda Kuşadası ‘na vardık. Epeyce büyük bir yer. Tatil köyü bir araç gönderdi ve kalacağımız yere vardık. Söke yolu üzerinde, denizden uzak bir yerdeyiz. Odalar temiz. Ortam daha tam olarak toparlanmamış çünkü daha sezon açılmamış.

Bir sonraki günün sabahı tatil köyünden çıkmadık. Büyük bir alanı kaplayan tatil köyünde çok sayıda havuz var. Günde iki kez belirli saatlerde çalıştırılan kaydıraklarda kalabalık olmakta. Bununla beraber sezon başı olduğu için sanıyorum pek bir kalabalık yoktu. Genel amaç olarak insanları birkaç gün tatil yaptırıp, biraz göz boyayıp dönemlik oda satmak gibi derin bir amacın içindeler. Biz bunları görmezden gelip kendimize has bir birliktelik oluşturarak mümkün olduğunca konulardan uzak kalmaya gayret ettik.

Belirli bir yerde tek düze kalınan zamanda yapılabilecekler belirli. Dolayısıyla belirli bir zamanın ardından insanı sıkmaya başlıyor. Bizde dayanamayıp duşun ardından Kuşadası merkeze doğru yola koyulduk.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image002.jpg" width=248 height=189 v:shapes="Picture_x0020_1">Kuşadası Ege kıyısındaki belki de en Türk merkez. Büyükçe bir çarşısı mevcut. Çarşı içinde iki katlı ama ikinci katları epeyce basık görünen binalar mevcut. Tahmin edeceğiniz gibi giriş katları dükkan olarak iş görmekte. Merkezin en belirgin yapısı Öküz Mehmet Paşa kervansarayı. Döneminin şahsına münhasır kişiliklerinden biri olan paşa Osmanlı döneminin sayılı kervansaraylarından birini buraya yapmış. Yapı günümüzde otel olarak kullanılmakta ve epeyce de güzel elden geçmiş. Bu ilk gidişimizde içine girmedik ama dıştanda bir iki pano vb sayılmazsa özgün göründüğünü söyleyebiliriz.

Kervansarayı sağınıza alarak çarşılar bölgesine girerseniz solda tek minareli, tek şerefeli bir cami karşınıza çıkar.Tam karşınızda da günümüzde üst katı adli tıp olarak kullanılan ana giriş kapısı görülebilir. Zaten bunu geçip sola doğru ilerlerseniz Tansaş ‘a gelmeden ikinci bir burç daha karşınıza çıkacaktır. Bunun dışında da merkezde tarihi birşey yok.

Bununla beraber çarşıda çeşitli hediyelik eşyaları alabilmek mümkün. Tanınmış markaların imitasyonları özellikle Lacoste oldukça başarılı. Standart bir model 10 tl (3 tane 20 tl ‘ye de bulunabilmekte) ama iplik kalitesi çok iyi olan modeller 35 tl ‘ye dek ulaşabilmekte.

Genel alışverişimizi Tansaşta yaptıktan sonra otele döndük.

Ertesi gün otelin servisleri ile Long beach denilen plajlara gittik. Otelde burası için otelin plajı denilse de işin aslında hiçte öyle olmadı kısa sürede ortaya çıktı. Plaj paralı. Elbette şezlongta. Ailenin kadınları dört kişinin girişi, iki şezlongu sezon açılmadı diyerek üç kuruşa kapattıkları gibi birde beleş çay kapattılar.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image004.jpg" width=284 height=215 v:shapes="Picture_x0020_3">Neyse plajı anlatalım. Denizin zemini kum. Dolayısıyla dalga çıktığında suda bulanmakta. Kıyı ise kaba kum. Sonradan getirilipte dökülmüş gibi. Bir iki kez suya girdim,oğlanla epeyce yüzdük. Sonrasında ortamın sessizliği ve sakinliğini göz önünde bulundurarak google maps ‘te rastlantı eseri gördüğüm antik kalıntıları bulmak için Nazilli sitesine doğru yola koyuldum. Ainaea antik kenti üzerine pekte derinlemesine birşeyler bulabilmiş değilim. Sağolsun Erkmen Abi bu konuda yine hünerini konuşturdu.

Ben kişisel gözlemlerime döneyim. Önce Nazilli sitesi nerede onun derdine düştüm. İleride palmiyelerin olduğu bir yer gösterildi. Yürüdüm. Kumda ve öğle güneşinin altında yürümenin zevki bambaşka tabii. Neyse gösterilen yerde birşey bulamayınca tekrar sordum ve ileride bir top ağaç gösterildi. Onu ve onun gibi bir başka top ağacı daha geçip siteye geldim. Tabii bu yol boyunca solumda otellerin yer aldığını söylemeye gerek yok. Hatta bu otellerden birinde Rus turistler vardı. Orta yaşı epeyce geçmiş bu güruhun yanından fotoğraf makinam boynumda geçerken güvenliklerden önce hangisi ile kapışacağımı düşünmekle meşguldüm.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image006.jpg" width=285 height=216 v:shapes="Picture_x0020_4">Nazilli sitesine yaklaşıldığında futbol sahasının arkasında kalan alanda bir kale kalıntısı görülmekte. Aslında sahaya bakan yönde duvarlar sağlamsada burçlar epeyce hasar almış. Nereden giriş yapacağımı düşünürken yaşlıca bir site sakinine denk geldim ve selam verip sordum. Sağolsun adamda sıcakkanlı biri çıktı ve nereden giriş yapacağımı,nereden gideceğimi tane tane anlattı.

Sahayı solunuza alıp ilerliyorsunuz. İlk evlerden gene sola girip dümdüz devam ettiğinizde bir ara yola çıkıyorsunuz ki buradan Kuşadası merkeze giden minibüslerde geçmekte. Burada alana giriş yapılan kapı görülmekte. Kapının karşısındaki evde de lana bekçilik yapan arkadaş ikamet etmekte. Bekçi olabildiğince yardımsever, köpeği ise alabildiğine hırçın.

Şansıma köpek tarafından kovalanırken bekçiye denk geldim. Kızgın güneşin altında zerrece umudum yokken adamcağız bana adım adım mekanı gezdirdi.

Höyük tarzı bir yapılaşması var. Antik dönem kalıntılarının üzerine Bizans birşeyler yapmış. Girişe göre sol uçta bir sarnıç kalıntısı , orta noktaya yakın yerde ise bir kilise kalıntısı mevcut. Bizans kalıntıları tuğladan. Sonrasında kaleye çevrilmiş. Bizimkilerde burayı kale olarak kullanmaya devam etmiş. Yılan kalesi, korsan kalesi gibi isimleri de olan alan adı nereden gelmiş bilinmesede günümüzde Kadı kalesi adını taşımakta.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image008.jpg" width=285 height=216 v:shapes="Picture_x0020_5">Alan geniş. Keramik parçaları çeşitli yerlere dağılmış durumda. Ege üniversitesi tarafından kazılar yürütülmekte. Hatta gelecek sene kazı alanının üzerinin örtüleceği bilgisini de aldım. Defineciler burayı da yoklamaya devam ediyorlar. Daha geçenlerde buradaki bir mermer kapak definecilerin gazabına uğramış. Gerizekalılar duvara yaslı taşı çekmek yerine kırmayı tercih etmişler.

Bekçi ilginç,sevimli bir adam. Burası ile ilgili hayalleri var. Buranın günün birinde açılacağını,turistlerin gelip gezeceğini ve bu şekilde pek çok kişinin ekmek yiyeceğini söylüyor. Zaten Sökeli işçiler kazı çalışmalarında yardımcı olmaktalar.

Buradan ayrıldım. Aynı yolu mecburen döndüm ve ailemin yanına ulaştım. Bizimkiler çoktan hegemonyalarını kurmuşlar. Oğlanla denize girdik. İlginç, oğlum denizde açılabiliyor ama havuzda ise yanında olsam bile ortalara gelemiyor. Taban tabana benle zıt bu konuda.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image010.jpg" width=285 height=215 v:shapes="Picture_x0020_6">Bir sonraki gün, tüm gün havuza girdik,tatil köyünden dışarı adımımızı dahi atmadık. Akşamları etkinlik yapılacağı söylensede yapılan birşey yok. Biz ise yarın ne yapacağımızı düşünüyoruz. Tire, Ödemiş ve olabilirse Birgi planlarımız arasında. Selçukta planlarımın içinde. Ama nasıl gideceğiz önemli bir soru ve sorun. Bu nedenle araç kiralamaya karar verdik.

Volkswagen Passat bir aracı ayarladık. Otomatik vites. 90 tl. den düşe düşe 85 ‘ e düşürebildim. Paslanıyor muyum ne. Sezon açılmadı diye ağlanıyorlar ama müşteri gelince de burunlarından kıl aldırmıyorlar.

Araç sabah erkenden otele geldi. Kontrol ettik bir sorunu yok. Önce benzin aldık. Sonrasında Selçuk ‘un içine girip kahvaltı için birşeyler aldık. İsa Bey Camiinin önündeki pastane mi börekçi mi ne desem bilemeyeceğim ve hangisini dersem de tam doğrusunu bulamayacağım dükkanlardan alışveriş ettik. Fena değil.

Yolda gidiyoruz. Kuşadası ‘ndan çıktık. Oklar yolu oldukça güzel göstermekte. Uzaktan Keçi kalesini görüyoruz. Nasıl gidilir akıl sır erdiremediğimiz için Tire’ ye doğru yola devam ediyoruz. Durmak yok. Menderes havzasının kenarından geçerken kahverengi bir levha daha. Belevi anıtı. Sonra uğrarız yolumuz uzun diyoruz. Yolda pek araç yok. Bir kez Selçuk-Tire minibüsüne rastlıyoruz.

Tire görünüyor. Kasabanın dışına doğru büyüme var. Düzenli apartmanlar inşa edilmesine rağmen insanın gözünü tırmalamakta,rahatsız etmekte. Tren yolunu solumuza alarak devam ediyoruz. Az sonra Tire-kutsan ‘ın girişinin önünden geçiyoruz. Ortalık kamyon dolu. Meğerse akşam okuduğumuz gazaeteden öğreniyoruz ki kamyoncular ile firma arasında anlaşmazlık varmış. Tüm kalabalık bundan. Sağa sapıyoruz. Uçsuz bucaksızmış gibi görünen tarlalar tekdüze bir görünüm oluşturmuş. Sıcaktan uyumamak için kendimi zor tutuyorum.

Ödemiş’ e giderken solda ağaçlık alanda ilk kurşun anıtı görülüyor. Ardında da eski adı Hacı İlyas olan ilk kurşun köyü yer almakta. Köylüler 1 haziran 1919 ‘da Yunanlılara karşı burada kurdukları cephede beş altı saat direnmişler. Sonrasında direniş kırılmış ve Yunanlılar tüm köyü yakmışlar. Günümüzde bu direnişin anısını yaşatmak amacıyla anıt inşa edilmiş.

Ödemiş yolu. Patates tarlaları, incir ağaçları ve çok sayıda fidan satan yeri aşıp geçiyoruz. Ödemiş büyük sayılabilecek bir yerleşim. Arada Rum tarzı kagir bir iki bina görülmekte. Yolun solunda Tayyare Parkı içinde Halep pastanesi var. Şahane bir görünüm. Beyaz çok katlı bir yapı.

Değişik bir öğretmenevi binası var. Müzelerde yolun üzerinde. Yerel olarak Ödemiş köftesi adıyla anılan bir yemeği var ama fotoğraflarını beğenmediğimizden pas geçtik.

Buradan güzel bir göl olan Gölcük ‘e ulaşılabilmekte. Burada manzara çok güzel ve balıkta avlanabiliyor. Bununla beraber İzmirin tek kayak merkezi olan Bozdağ ve güzel olduğu söylenen Kiraz isimli belde de buradan kolaylıkla ulaşılan yerler.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image012.jpg" width=285 height=216 v:shapes="Picture_x0020_7">Ödemiş merkezden 8 km uzaklıkta yörenin en ekzantrik yerleşimlerinden birisi olan Birgi yer almakta. İsminin kökeni kendi aramızdaki tartışmalardan zaten. Ben isim kökeni olarak Pirgos yani kule yada kale burcu kelimesini savunuyorum ve buna kasabada yer alan bizans kulesini baz alarak söylüyorum. Erkmen hocam ise bunun luvice kaynaklı olduğu konusunda diretmekte.

Bunula beraber yoğun göç veren Birgi son zamanlarda bir cazibe merkezi olmuş durumda. Çok kişi ev almakta. Genelde iki katlı köy evleri var. Yolu bozuk. Ama havadar,güneş tüm hışmı ile tepemizde dursa da direnç veriyor, tepede olduğu için çok güzel bir manzaraya sahip ve ulaşım nedeniyle de kalabalıklar gelip tılsımını bozamamakta. İnsanları ise dört dörtlük. Uzun uzadıya anlatacağım burayı zaten.

Önce kurumuş dere yatağını aşmak zorunda kaldık. Yol çalışmaları yapılmakta ama şu an sadece toprak yol var ve ya lastik patlarsa ne yaparız diye düşünmedim değil. Neyse asfalta ulaşıp yokuş yukarı çıktık ve Ulu Caminin yanındaki Umur Bey anıtının yanına park ettik. Buranın manzarası oldukça güzel.

Birgi ‘nin kalbi burası. Ulu cami merkezi buranın. Yanında arabaların parkettiği güzel manzaralı meydancıkta Umur Bey ‘in heykeli,karşısında Sultan Şah türbesi alışılmadık altıgen yapısıyla yolun ortasında durmakta. Umur Bey heykelinin yanında Birgivi medresesi görülebiliyor.

Caminin karşısında oturan ahaliye Birgivi külliyesine gidişi sorduk. Biraz ötesinde diye bildiğimiz Yılan kalesinin aslında 16 km ötede olduğunu ve restorasyon halinde olduğundan görülebilecek pekte birşey olmadığını öğrendik.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image014.jpg" width=282 height=214 v:shapes="Picture_x0020_8">Yıldız ve oğlum yokuşun başlangıcındaki çeşmeden su içip şişeleri doldurmaya başladılar. Ne lüks. Su içilebiliyormuş. Çocukluğumdaki İstanbulun çeşmelerinden içildiği gibi.

Yola çıktıktan kısa bir süre sonra yeşilliklerin arasında yer alan Birgivi külliyesi ve diğer binalarına ulaştık.Burayı anlatmadan önce Birgi ‘nin ilginçliklerinden birisi olan cücelerinden de bahsetmemek olmaz. Külliyenin girişinde, arabaların park ettiği alanı çevreleyen hediyelik eşya satıcılarının yanında gölge bir yerde iki üç yaşlı cüce kadın oturmaktaydı. Epeyce kısalar. Oğlum bile epeyce uzun kalıyor kıyaslandığında. Hele eşimi görünce epey gürültü çıkarttılar. Dönelim külliyeyi anlatmaya. Burası ayrıca Birgi ‘nin de mezarlığını içermekte. Külliye binasına değin uzunca beton bir yol uzanmakta. Yolun solunda yer alan mezarlığın kıyısında köşesinde çok eski olduğunu sandığım ve zamanın etkilerinden epeyce hasar almış taşlarda var tek tük. Bina yeni restore edilmiş,şirin bir yapı.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image016.jpg" width=285 height=215 v:shapes="Picture_x0020_9">Burada İmam Birgivi’ yi anlatırken aslında Birgiden de bahsetmek gerekli. Bölgenin bilinen ilk adı Dios Hieron. Güneş ile bağlantısı olan bir isim bu. Sonrasında Roma ve ardılı Bizans eline geçti. Türkler bilgiyi ele geçirdiğinde adı Pyrigion idi.

Türkmenler bir dönem yöreyi ele geçirdiyse de Bizans tarafından püskürtüldüler. Ardından gelen Türkmen akınları yöreye Türk yerleşimini sağladı. 1304 ‘te şehir alındıysa Anadolunun en renkli olaylarından biri olan Katalan paralı askerlerden oluşan Bizans ordusu toprakları geri aldı. Aydınoğlu Mehmet Bey dört sene sonra yöreyi ele geçirip burayı başkentleri yaptı. Şehri ilk alan Tire Beyi ile Aydınoğulları arasında çıkan savaşı Aydınoğulları kazandı ve yörenin tüm yönetimi ellerinde kaldı.

Ardılı olarak gelen Umur Bey tam bir savaş adamı idi. Bizans ve Frenk ordularıyla devamlı savaştı. Onun döneminde Birginin önemi azalmış başkent İzmir yakınları olmuşsa da Umur Bey ‘in Kadifekale kuşatmasında şehit olması nedeniyle Birgi ‘ye dönüş yapılır.

Sonrasında Aydınoğullarının Osmanlılara ilhakı, Timur sonrası kazandıkları bağımsızlık ve tekrar Osmanlı hakimiyeti yörenin durumunu değiştirmediyse de liva merkezinin Aydın olması Birgi ‘nin önemini azaltmıştır. Yunan işgali yaşayan ve yakılıp yıkılan Birgi uzun süre göç vermiş, unutulmuş ise de son zamanlarda tekrar hatırlanmakta ve turist çekmekte.

Ulucami ‘ye dönerken yol kenarındaki küçük bir kahvede çay molası verdik. Belki küçük, iddaasız bir yer ama İstanbuldaki çoğu yerden daha iyi. Hizmet olsun, uğraşmaları olsun, çayın lezzeti olsun herşey iyiydi.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image018.jpg" width=285 height=216 v:shapes="Picture_x0020_10">Her şey dediğim gibi merkezde dönüyor. Birginin Ulu Camii gerçekten sıradışı. Biz gittiğimizde bir cenaze vardı. Biz girmeye çekinirken camide görevli bir kişi (ki şükürler olsun Anadoluda camilerinin tarihlerini bilip bunu insanlara anlatan çok sayıda görevli var) bizi içeri davet etti. Vakti zamanında -1312 de yapıldığında – hamamı ve medresesi olan külliyeden günümüze ne yazıkki cami ve türbe ulaşabilmiş.

Caminin içine merdivenlerden inerek ulaşılmakta. Karaköydeki Yeraltı Camiinden sonra ilk kez böyle bir yere denk geldim. Ama benzersiz yanı kubbesinin olmadığı gibi tavanınında düz olmaması. Beylikler dönemi camilerinin küçük kubbeleri olması yada düz bir tavana sahip olması alışılageldik yapı şekli iken Birgide caminin tavanı adeta gemi omurgası şeklinde.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image020.jpg" width=239 height=316 v:shapes="Picture_x0020_11">Mihrapta kullanılan orjinal firuze renk günümüzde hala üretilememekte. Orjinal ve modern üretim çinilerin restorasyonda buluştuğu yerlerdeki renk ayrımı oldukça belirgin.

Minber bir şaheser. Kündekari tekniği burada da kendini gösteriyor. Ustasının Muzafereddin bin Abdulvahid olduğu sanılıyor. Kullanılan ahşap tabii ki ceviz. Güneş sistemini nitelendiren yapının geometrik gelişimini görevli arkadaş kolayca anlayacağımız şekilde anlattı. (Ha yine yapamam,yapmak değil kafamda hayal bile edemem) Fakat mimberin kapısının başına gelenler anlatmaya değer. Kapının üzerindeki geometrik işlemeri anlatmaya gerek yok. Beylikler döneminin bence en iyilerinden. Başkaları da benle aynı fikirde olmalı ki kapıyı çalmışlar. İngiltere de bir kadın rastlantı eseri kapıya denk gelir. Bir yerden gözü ısırmaktadır. Evine dönüp fotoğrafları gözden geçirirken Birgi Ulu camiinin minber kapısına ait olduğunu görüp ihbar eder. Bir iki yazışmadan , uğraşıdan sonra kapı ait olduğu yere geri döner.

Caminin içindeki sütun başlıkları devşirme malzeme. Çoğu ulu caminin olduğu gibi eski bir kilisenin yerine yapılmış değil. Bununla beraber dediğim gibi kimi yerlerinde devşirme madde kullanıldığı gözlemlenebiliyor. Bunun en çarpıcı örneği arkaik dönemlere ait olduğunu sandığım aslan geykeli. Caminin tam kenarında görülebilen bu aslan heykeli de zamanın acımasızlığından nasibini epeyce almış gibi.

Caminin avlusunda Aydınoğlu Beyliğinin kurucusu Aydınoğlu Mehmet Bey ve oğulları İsa,Bahadır ve Umur Bey’ lere ait sandukaların yer aldığı avlu görülebilir.

Camiden çıktıktan sonra neredeyse kurumuş dere yatağının üzerindeki köprüden öte yakaya geçtik. Burada da Birginin meşhur yapılarından biri, Çakırağa Konağı yer almakta. Giriş 3 TL. Annem ve Öznur Abla ‘yı burada müzekart sahibi yapıp içeri girdik.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image022.jpg" width=285 height=215 v:shapes="Picture_x0020_12">Günümüzde müze olarak kullanılan yapı 1761 ‘de Çakıroğlu Mehmet Ağa tarafından yaptırılmış. Bahçesinde Birgi ve civarında bulunmuş olan Roma ve Bizans dönemi mermer parçalar ile bir ik imezar taşı sergilenmekte. Yapının giriş katı yer seviyesinden bir kat kadar aşağıda kaldığı için merdivenlerle iniliyor. Tipik bir Türk evi olduğu için ilk kat bir nevi depo. Ahır,kiler, bekleme odası bu katta görülebilecek alanlar.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image024.jpg" width=286 height=215 v:shapes="Picture_x0020_13">Bir üst katta ise misafir odaları yer almakta. Bu odalarda diğer yörelerdeki Türk evlerinden pek farklı değil. Odalarda ve antrede kalem işleri hakim. Tavanlarda ise zarif ahşap motifler görülebilir.

Üçüncü kat ise ev sahiplerinin yaşam alanı. Burada İzmir ve İstanbul odaları bulunmakta. Rivayete göre Çakırağa ‘nın biri İzmirli , diğeri İstanbulu iki eşi vardır. Hanımlar memleket hasreti çekmesin diye bu odalara memleketlerinin görüntüleri nakşedilmiştir. Başka ama az bilinen bir rivayette ise iki odada da biri İzmirli , diğeri İstanbulu iki usta kalem işçisi çalışmışlar ve memleket hasretiyle bu resimleri çizmişlerdir.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image026.jpg" width=239 height=316 v:shapes="Picture_x0020_14">Bununla beraber çizimlerin güzel olduğunu söylemek gerekli. Onun dışında konağın içerisindeki kalem işlerinde ağırlıklı olarak çiçek motifleri yer almakta. Restorasyon iyi yapılmış. Şimdilerde de önüne uzanan yol asfalt döşenmekteydi.

Birgi de gezecek görecek epeyce detay var. Gördüğüm en güzel yerlerden biri. Umarım bozulmaz.

Birgideki gezimizi bitirip yola düzüldük gene. Güneş camı öyle bir ısıtıyor ki uyudum uyuyacağım.Neyse Ödemiş ‘in içinden tekrar geçerek Tire yoluna düştük. Önce benzin aldık. Gideceğiz dediğimiz yerler çok ama ne kadar benzinle gideriz konusunda pekte bir bilgimiz yok.

Gelelim Tire ‘ye. Büyük bir yerleşim olduğu aşikar. Tarihi açıdan da görmüş geçirmiş bir yerleşim besbelli. Buradaki amacımız gezmek değil Tire köftesi yemek. Ödemiş köftesi yemedik. Turizm fuarından topladığım CD ‘lerdeki Ödemiş köftesinin görünümü eşimden veto yemişti. Kasabaya girer girmez yol kenarında gördüğümüz her Allahın kuluna Hacı Baba isimli meşhur köfteciyi sormaya başladık. İlginçtir bilen yok. Ama insanların tipik Anadolulu yaklaşımlarıyla yardım etme istekleri ve yardımcı olamamanın verdiği hayal kırıklığı gayet belli olmakta. En sonunda PTT levhasını görünce onlara sormayı akıl ettim. Sağolsun motorlu kurye bizi götüreceğini söyledi. Böylece eskort eşliğinde yemeğe gitme lüksünü yaşamış olduk. Kurye arkadaş kastettiğimiz yeri tam olarak bilmese de tüm köfteciler burada dediği yerde bizi bıraktı ve tam tersi istikhamete yöneldi. Meraklısı da gider diye söyleyeyim. Tüm iyi köfteciler Ziraat Bankasının olduğu caddenin üzerinde yanyana durmakta.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image028.jpg" width=240 height=317 v:shapes="Picture_x0020_15">İnsanlar iyi niyetli. Aracımızı park etmemize yardım ettiler. Bunu yapan adamların lokantasına gitmememize rağmen bunu yaptılar. Şimdi yemek vakti. Dört kişi ve yarım porsiyon oğlan ile masadayız. Önce üç çeşit salata gelmekte. Biri patlıcanlı. Ardından tire köftesi gelmekte. Gözlemlediğim kadarıyla şişe takılmış köfte bir miktar ızgarada pişirildikten sonra tereyağına banılıyor ve biraz daha ateşte tutulup servis ediliyor. Et yoğunluğu çok fazla. Porsiyon dört mü beş mi, sayısını tam hatırlayamadığım sayıda köfte içermekte.Ama doyurucu. Ardından lor peyniri üzerine karadut reçeli dökülerek getirilen tatlı servis ediliyor ki bunun da tadı anlatılmaz. Tıka basa yememize rağmen onca kişi 40 TL ödedik. Ayrıca kavanozu 10 TL ‘ye karadut reçeli de satılmakta.

Dönüş yoluna koyulurken Tire içinde bir miktar dolanmak zorunda kaldık ki bu hiç birimiz için sorun oluşturan bir durum değildi. Güzel bir yer Tire. Gezmek için, yemek için.

Buradan önce Efes ‘e girdik. Annemlerin Çakırağa Konağı ‘nda aldıkları geçici müzekartlarını burada değiştirttik. Efes ‘e giriş 20 TL olmuş. Önce tiyatroya tırmandık. Ardından ana caddeyi takip ederek Celcius kütüphanesine geldik. Teras evleri kapalı olduğundan gene giremedik ve önündeki Hadrianus tapınağının önünden geldiğimiz yolu döndük. Dönüş sırasında daha önceden girmediğimiz bir yola girerek Meryem Ana Kilisesi ‘nin olduğu alana ulaştık.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image030.jpg" width=285 height=215 v:shapes="Picture_x0020_16">Şu an sadece apsis kısmı ayakta. Zaten burada metalden bir haç var. İki önceki papanın burayı kutsayarak haç yeri yaptığını biliyordum. Zaten burada da bunu gösteren bir levha asılı. Toparlamak gerekirse vakti zamanında kilise epeyce büyük bir alan kaplıyormuş. İstanbul Miniatürkteki maketi bunu doğrulamakta. Gerek maket gerekse dolandığımız alanın şekline bakılırsa mekan latin haçı şeklinde. Kiliseden geriye bir iki devrik sütun,bir kaç mermer parçası dışında pek birşey kalmamış. Tuğladan örülü ,zamanında çatıyı taşıyan bloklar ise ayakta. Bunun dışında sadece apsisin önünde devasa boyutlarda bir vaftiz kurnası var.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image032.jpg" width=240 height=317 v:shapes="Picture_x0020_17">Buradan Meryem Ana ‘ya da çıkalım dedik. Dolambaçlı yoldan önümüzde bir otobüs olduğu için ağır ağır çıktık. Daha önceki gezilerde buraları anlattığım için bu kez detaya girmiyorum. Bu kez akşama denk gelmesinden olsa gerek epeyce tenha idi. Bir kaç japon,bir iki italyan dolanıp duruyorlardı. Burada fazla vakit kaybetmeden Şirince ‘ye yöneldik.

Şunu da eklemeliyim ki Meryem Ana ‘dan iniş sırasında Selçuk ve kale epeyce güzel görünmekte. Durup bir iki fotoğraf almak faydalı olur.

Selçuk’a iniyoruz. Oklar kolaylıkla Şirince ‘ye götürüyor. Sokaklarda dolaşıyoruz. Birkaç şarapevine girip tadım yapıyor bizimkiler.Arada bir iki yudumda oğlan sebepleniyor. Ban uzak şarap tadımı vb. İşin ilginci her şarapevi bir diğerini kötülemekte. İlginç bir düzen.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image034.jpg" width=285 height=216 v:shapes="Picture_x0020_18">Şirincenin çarşısını dolandık bir müddet. Sonra geri dönüş için tekrar yola koyulduk. Dönerken bir pazara rast gelip indik. İstanbuldan pekte farklı olmayan fiyatlar ile karşılaştıysakta elimiz kolumuz bağlı bir şekilde alışveriş yaptık. Sonuçta kırsal ve her çeşit meyve sebzenin yetiştiği bir yerde dahi fiyatların yüksek olması pek hayra alamet değil.

Otele varıp epeyce yıpranmış bir halde uyuyakalmışız. Ertesi gün sabahtan Kuşadası ‘ndaki son günümüz tam anlamıyla kasabayı gezelim diye gene yollara döküldük.

Önce servisle kasabaya indik. Ara sokaklardaki dükkanlara bakınarak uzunca bir yolda ilerledik. Yolun bittiği yer bizim garın karşısında yer alan yokuşun başlangıcına yakın bir yermiş. Kadınlar Plajı denilen yere yönelen kahverengi levhaları izleyerek tırmanmaya başladık.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image036.jpg" width=285 height=215 v:shapes="Picture_x0020_19">Yokuşun sonu denizin başlangıcı. Güvercinadanın solunda yer alan küçük bir kıstakla karaya bağlı küçük bölgenin oradan Güvercinada ‘ya doğru yürüdük. Güzel villalar var. Güvercinadaya gitmeye üşendiğimiz için uzaktan fotoğraf çekmekle yetindim. Neyseki ultra zoom diye bir kavram ar. Bazı yerlere gitmekten insanı kurtarıyor. Ama ada üzerinde bizim gibi üşenmemiş çok sayıda insan vardı.

Kale için söylenecek pek birşey yok. Ortasında Bizans döneminden kaldığı iddaa edilen bir kulesi ve (uzaktan gördüğüm kadarıyla) tek sıra surları var. Surlarda yer alan bir iki burç ne bizim nede Roma tarzı. Neyse günümüzde kale turistik amaçlarla kullanılıyor,iyi de ediliyor.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image038.jpg" width=285 height=215 v:shapes="Picture_x0020_20">Yürümeye devam edince az bir süre sonra kasabanın sahiline ulaşıyorsunuz. Bir iki katamaran gelmiş yolcularını bırakmış bile. Etrafta yaşını epeyce alıpta son dakikalarını yaşar görüntüde çok sayıda turist göze çarpıyor. Ne güzel, bizim insanımız yakınlarındaki bu güzelliklerin farkına varmaz,değerlendirmezken eloğlu dünyanın nerelerinden kalkıp geliyor. Para önemli elbette. Ama olay sadece para ile de bitmemekte.

Biraz oturup,soluklanıp nefes aldıktan (ve pek tabi bir ton fotoğrafta çektikten sonra) yine çarşıya ilerledik. Normalde otantik bir hava yoksa bu tip çarşı, Pazar dolaşmaktan pek hoşlanmam ama Kuşadası ‘nın çarşısının ayrı bir havası var. Öküz Mehmet Paşa kervansarayının (girişine göre) sağında kalan kısımda hediyelikler,hatıra eşyaları,deri ve tekstil ürünleri satılmakta. İskeleye yakın olduğu için fiyatlarda pahalı. Mesela kasabanın diğer kısmındaki dükkanlarda üç tanesi 20 TL ‘den satılan La coste imitasyonunun burada tanesi 40 TL idi. (Ama kumaşı farklı ve oldukça kaliteli idi,bunu da söylememek delikanlılığa sığmaz).

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image040.jpg" width=285 height=216 v:shapes="Picture_x0020_21">Çarşının diğer kısımlarını da dolanıp durduk. Dar sokaklarda yürümekten sıkıldığımız çoğu zaman alışverişi hanımlara bırakıp baba-oğul birbirimize yaslanıp oturmayı tercih ettik yada kafamıza göre yakın çevrede takıldık. Oğlan canlı müzik yapan bir grubun peşine takıldı. Sağolsun çocuklarda oğlana bagetleri verip davulun başına oturttular. Yakıştı valla.

Akşam yaklaşınca gezmekten yorulan hanımlar yine sahile inip dinlenmeye başladılar. Tam o esnada katamaranlardan biri iskeleden ayrılmaktaydı. Epey tantanalı, koşturmacalı bir süreç bu. Bir apartman yüksekliğindeki bu dev taşıtlarının iskeleye yanaşmaları yada ayrılmaları epeyce bir emek ve dikkat gerektiriyor. İzlerken zevkli ve ilginç .

Bizimkiler dinlendikten sonra yine çarşıya daldılar. Bende onlardan ayrılıp Öküz Mehmet Paşa kervansarayının içerisine girdim.

Her zaman dediğim gibi paşa şahsına münhasır insanlardan. Epeyce birşeyler yapmaya çalışmış ama başarılı olamamış. Bununla beraber Egedeki denetimin zayıfladığını görüp bazı düzenlemeler yapmış. Misal olarak kervansarayın kendi başlı başına küçük bir kale. Günümüzde otel olarak kullanılmakta. Sahibi ile de içeride fotoğraf çekebilmek için izin alırken tanışma imkanım oldu. Fiyatları gayet makul. Temiz. Tipik bir Osmanlı kervansarayı.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image042.jpg" width=285 height=216 v:shapes="Picture_x0020_22">Toparlamak gerekirse, Kuşadası bulunduğu yer itibari ile pek çok yere kolaylıkla ulaşılabilecek bir nokta. Çevre yerleşimlere gidebilmek için minibüsler gar giriişnin hemen solundaki alandan kalkmakta. Buradan Aydın ‘a dek ulaşabilmek mümkün. Ya da Selçuk ‘a ulaşıp oradan Tire yada İzmir taraflarına gitmekte olasılıklar dahilinde.

Bence burada kalına süre içerisinde bizim gibi Tire – Ödemiş – Birgi hattı takip edilebilir. Bir başka gün ise Efes, Meryem Ana, Selçuk ve Şirince tarafları rahatlıkla gezilebilir. Bir günde Aydın taraflarına giderek değerlendirilebilir. Kuşadasının kendisi ve plajları diğer günler için yeterde artar bile. Ayrıca yakınlardaki Yunan adası Samos ‘a da kimi günler feribot seferleri var. İlginç bir alternatif olabilir.

<IMG hspace=12 align=left src="file:///C:\DOCUME~1\bora\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip11\clip_image044.jpg" width=240 height=316 v:shapes="Picture_x0020_23">Kuşadası turistik bir merkez olduğu için yiyecek sorun olmaz. Her keseye ve zevke hitap eden lokantalar gördüğüm kadarıyla mevcut. Hiç birşeye girmem derseniz Burger King ve Mc Donald ‘s gibi fast food firmalarınında olduğunu eklemeliyim.

Gece hayatı ve eğlence hayatına gelince. Benim için antik bir kentte güneş altında dolanmak daha eğlenceli bir alternatif. Bununla beraber turist sayısının fazlalığı alternatifleride beraberinde getirmekte. Aqua parklar sıklıkla karşımıza çıkmakta. Bunlardan şehir girişinde yer alan devasa bir örneğine sıklıkla minibüs seferleri düzenlenmekte. Dediğim gibi Kuşadası ‘nın içinde ve yakın çevresine iyi bir ulaşım ağı bulunmakta. Çarşı içerisindeki kalabalığa ve giyimlerine bakılırsa gecelerin uzun ve eğlenceli geçtiği de rahatlıkla söylenebilir.

Konaklamaya gelince çeşitli alternatifler mevcut. Beş yıldızlı otellerden, pansiyonlara büyük bir yelpaze yer almakta. Kasabanın merkezindeki pansiyonlar bile (yazdıkları fiyatlar şayet doğruysa) epeyce hesaplı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s