Floransa-2

Şimdi şehrin duomo ‘sundayız. Bu kez içini gezeceğiz.  Dış cephesi harika. Oturup saatlerce bakılacak tarzda bir görünümü var. Bununla beraber  içerisi dış süslemesine oranla çok sade. Girişte tam arkanızda bir astronomik saat var. Rehberin biri kalabalık bir İngiliz gruba anlatım yaparken aralarına karıştım. Tıpkı akvaryumdaki küçük balıkların kendilerine etobur bir balığın saldırısı sonucunda kitle halinde kaçışması gibi benden uzaklaştılar. Başımı derde sokmayayım diyerek rehberi dinleme fırsatını kaçırmış oldum.

İç kısım dediğim gibi epeyce sade. Renkli camlar içerisinde bir iki tane hoşuma giden örnek oldu. Onun dışında ilginç mekanlardan biri ana girişin sağından aşağıya inen merdivenler. Buradan inerek kilisenin ilk yapıldığı dönemden günümüze ulaşan kalıntılar görülebilmekte. Kilise ilkin 4. yy da Germenlere karşı kazanılan savaşın şükranı amacıyla inşa edilmiş. Bu kısımda paralı. Çok sayıda lahit kapağı vb var. Duvarlarda bizim Kalenderhane camiinin altındaki bölmedeki tarzda freskolar da görülebilmekte.

Kilisenin en meşhur yeri kubbesi. Buna çıkabilmek için ise hiç ilerlemeyen bir sırada beklemeniz gerekmekte. Floransa bekleyişler kenti. Bir müddet bekledim, insanlara ne zamandan ber beklediklerini ve ne kadar ilerlediklerini sordum. Onbeş metrenin bir saati aşkın zamanda geçildiğini öğrenince de sonra geliriz diyerek Floransanın ara sokaklarını gezelim diye ekibi ikna etmeye koyuldum.

Dev kubbeyi mümkün olduğunca gözden kaçırmamaya özen göstererek önce annunziata meydanına ulaştık. Burada bizleri 1. Ferdinand heykeli karşıladı. Heykel  Sn.Stephan örgütü şövalyelerinin Trablusgarb kıyılarına yaptığı bir seferde bizim korsanlardan ele geçirdiği bronz toplardan yapılmış. Önündeki levhada ayrıca heykeltraşının bu heykeli 80 ‘li yaşlarını geçtikten sonra yaptığıda yazmakta. Meydanda, heykelin gerisinde kenarlara yakın iki küçük havuz ve revaklı duvarları olan binalar görülebilir.

Biz meydanda bakınırken ilerilerde iyi giyimli erkekler ve bir o kadarda bakımlı kadınların oluşturduğu kalabalığa kapıldı gözlerimiz. Kalabalıktan uzak durup öteki kapıdan içeri giriş yaptık. Şansımıza Annunziata kilisesinin ölüler manastırı denilen kısmına girdik. İstanbuldaki San Pietro ve Paolo kilisesi gibi bir yer. Yalnız ortasında bir kuyu olan avlunun duvarları olsun, yürüdüğünüz yollar olsun hepsinde mezar kapakları vb var. Pandantiflerin arasındaki yarıküreler ise gene dini motiflerin işlendiği resimlerle kaplanmış. Burada bize musallat olan bir sarhoşu ekarte ederek kilise bölümüne girdik. Burası da karanlık, kasvetli bir yapı. Yüksek duvarlarında pencere araları gene resimlerle bezenmiş.  Tam fotoğraf çekerken kilise görevlisi içeri geldi ve hayvan kovalarcasına bizi dışarı çıkartmaya çalıştı. Uzatmadık, çıktık. Özcan görevliye içeride dolanan sarhoşu gösterince de adam umursamaz bir tavırla omuz silkti ve görmezden geldi.

Birşeyler dönüyor diye Afşin Abi ile beraber kalabalığın arasına giriştik. İnsanlar bize bakıyor ama birşey demiyorlar. Ben çok bakanları başımla selamlıyorum ve onlarda beni selamlıyorlar. Anlamadım. Önce bir kapıdan içeri daldık. Sonra bir kapı daha. Demir parmaklıklar ile karşı karşıyayım. Geri dönüp küçük kısma girip demin bizimle beraber dışarı çıkarılan kız ile sessizce konuşuyoruz. Kız Alman ve protestan rahibesi. O da odada olanlara bir anlam veremiyor. Sanki bir cenaze olacakmış yada konuşma yapılacakmış gibi bir ortam. Afşin Abinin aşırı ısrarcı tavırları, bitmek tükenmez soruları derken buradan da bu kez daha nazikçe çıkarılıyoruz. Tam çıkarken duvardaki ilanı tıkladım.

Sacro militare ordine costantiniano di san giorgio isimli bir şövalyelik örgütünün Toscana yöresindeki yeni şövalyelerinin örgüte alınma merasimi imiş tüm bu tantana. Adamlar geleneklerini sürdürmekte.

Buradan çıkıp sağa doğru döndük. Küçük bir meydan ve bir kilise. San Marco kilisesi ve meydanındayız. Kilisenin girişinin üzerinde güzel mermer rölyefler var. Yapılaşma İtalyada standart. Her kilisenin önünde ortasında bir heykel yada havuz olan küçük bir meydan bulunuyor. Bu kilisenin özelliği bir zamanlar Savonarola ‘nın buradaki manastırda kalması. Bu papaz Floransalıları Medicilere karşı bir ayaklanmaya hazırlar ve böylece Medicileri şehirden çıkartır. Medicilerin yaptığı çoğu eseri ve kitabı ahlaksızlık, edepsizlik, dinsizlik gibi nedenlerden ötürü yaktırır. Mantalitesine göre insan elinden çıkmış herşey günah kaynaklıdır. Yararlı fikirleride vardır. Floransanın 500 kişilik bir meclis ile yönetilmesini sağlar.  Fakat Mediciler aptal değildir ve her günahın ve hatanın bir bedeli olduğunu bilirler. Roma bağlantılı bir entrika ile Savonarola ‘nın dine karşı gelip peygamberliğini ilan ettiği  şeklinde bir dava ile hasımlarını indirip yaktırırlar. Mediciler böylelikle dine de el atarlar ve aile üç te papa çıkarır. 

Meydandan duomo tarafına giden yol üzerinde meşhur Academia müzesi var. Müzenin en ünlü özelliği Michaelangelo ’nun Davut heykelinin orjinalinin olması. İnanılmaz derecede uzun bir kuyruk var ve bu kuyrukta ilerlememekte. Burayı da mecburen pas geçtik.

Tekrar duomo meydanındayız. Demin sırada bıraktığım yüzlerden tanıdık kimse yok ama sıra aynı sıra.  Kubbeye çıkma imkanı yok. Giatto ‘nun kulesi denilen çan kulesine çıkalım dedik. Eşim aşağıda kaldı. Ben daldım hemen.Ne de olsa serde çıkılmış bilmem kaç minare var.

Geniş, rahat çıkılan merdvenlerden tırmanarak ilk terasa vardım. Tam köşede küçük bir delikten daha da yukarılara çıkılan merdivenlere ulaşılıyor. Çıkmadan yukarı  Floransa ‘ya bir baktım. Signora Meydanındaki Palazzo Vecchio ‘nun enteresan ama hoş kulesi görülüyor.

Yükseldikçe görüş açısı genişliyor ve görülen yapı sayısı da haliyle artıyor. Havranın yeşil kubbesi ve pek çok kule görülmekte. Ortaçağ İtalyasında bir kule hastalığı var. Kuleler hem ailenin ekonomik ve askeri gücünü gösteriyor hemde rakip ailelerin saldırılarına karşın onları korumaya yarıyor. Kulelerin son kısımlarına dek delikler mümkün olduğunca dar. En üst bölme hem savaş alanı hemde mutfak. Çünkü mutfakta yangın çıkarsa aşağıya ulaşma imkanı bu şekilde sağlanabiliyor. San Gimignano, Bologna, Cenova ve hatta bir italyan kolonisi olan bizim Galata ‘da vakti zamanında var olan çok sayıdaki kulesi ile anılıyor.

En tepedeyim. Yukarılara çıkılıpta teraslar açıldıkça merdivenler darlaşıyor. Son terasta nefesim kesildi ve gözüm karardı. Epey yorulmuştum. Hele sırtlarında çantalarıyla o daracık koridorlardan geçen bazı kafasız tayfayı saygıyla anıyorum. Çıkışın en güzel yanı, her ne kadar nefes nefese kalsakta herkes aynı durumda olduğu için basit ama neşeli sohbetler yapılabiliyor. Son kısımda camekanlı bir bölüm var. Buradan son balkona çıkılıyor.

Buradan neleri mi görüyorsunuz. Söyleyeyim kısacası tüm Floransayı… En yakında devasa kubbe ve tepesinde bir topun üzerindeki tahminimce altından yapılmış bir haç. Kubbeninde bir balkonu var ve epeyce kalabalık. Bizden altı metre daha yukarıdalar. Öte tarafa dönerseniz Santa Croce kilisesi. Sağa doğru gidersek Signora meydanı ve etrafındaki yapılar görülüyor. Uffizi gayet belirgin. Nehrin öte yanındaki Pitti sarayı ve havanın kapalı olmasından kaynaklanan görüş bozukluğu nedeniyle pek seçemesemde Boboli bahçeleri.  Karşı yakada iyice solda zar zor seçilen Davud heykelinin bir kopyası ile Michaelangelo tepesi. Tam tepede sanatçının yaptığı meşhur kilise. Bizim tarafta eski püskü görünümüyle tahminen Novella kilisesi ve arkasında tren garı.

İniş. Ne yapacağımız pek belirgin değil. Çünkü yukarıdayken yağmur atıştırmaya başlamıştı. Signora meydanına gideceğiz ve oradan Ponte Vecchio ‘ya çıkacağız. Meydanın tam köşesinde Loggia del Bigallo mevcut. Buraya terk edilmiş çocuklar bırakılıyordu. Duomodan ilerlerken küçük bir kilise olduğu söylenen gene Medici ailesinin yaptırdığı Orsanmichele kilisesinin önünden geçiyoruz. Basit bir bina ama duvarlarını süsleyen zarif heykeller seyredilesi. Heykeller Donatello ‘dan. Ayrıca önemli bir tüyo. Buradan Floransa müzelerine giriş için bilet alabiliyorsunuz. Haberimiz olsa buradan biletimizi alır Uffizi ‘yede, Academia ‘yada girerdik. Kısmet.

Yine Signora meydanındayız. Kalabalıkta en ufak bir eksilme yok. Sağa sola bakıp sayısız fotoğraf çekiyoruz. Uffiziye doğru yönelirken belediye binasının (palazzo vecchio) içine girdik. Ortada bir fıskiye. Sütunlar harikulade. 2/5 ‘i yere dikey çizgilere sahip. Geri kalan kısmı tam olarak kemerlerin birbirine birleştiği yere dek rölyefler içermekte ve burası daha giriş. Duvarlar resimler ve bezemelerle kaplı. Bu kısım Vasari tarafından dizayn edilmiş. Bizde pek bilinmeyen ama İtalyada özellikle Toscana taraflarında epeyce iz bırakmış bir sanatçı bu. Burada giriş için vaktin azalmış olması, İtalyanların ağır çekim giriş yapanları araması nedeniyle biz eşimle beraber Uffizi yolundan diğerleriyle buluşma noktamızı belirleyerek köprüye yöneldik.

Dışarıda yağmur iyice hızlanmış. Ekşi sözlükte Floransaya yağmur çok yakışırdı diye yazmışlar ama yağmur bu şehre gitmiyor kesinlikle. Uffizinin portikolarından hızlıca geçerek yola çıktık. Buradan itibaren köprüye dek zenci seyyar satıcıların markesinde ilerliyorsunuz. Elli avroluk bir çanta siz durmayıp ilerlediğinizde on – onbeş avroya dek düşüyor. Bu adamlar genelde Senegalli. Ama sağlam yapışıyorlar bunu hatırlatayım.

Köprüye varınca merdivenlerden çıktık.  Çift taraflı dükkanlar gerçektende ağırlıklı olarak kuyumcu dükkanları. Orta gözün üzerinde dükkanlar yok. Buradan nehri seyredebilirsiniz. Burada da nehir üzerinde pek çok kürekçi görülebilir. Manzara güzel. Uffizi tarafında üzerinizden geçipte Pitti Sarayından belediye binasına dek giden gizli yol daha belirgin görülmekte. Burada İtalyanlar Gerhard Wolf için bir plaket asmışlar. Bu Gerhard Wolf Floransadaki Nazi birliklerinin başındaki albay. Görevi müttefik ilerleyişini durdurmak için Arno nehri üzerindeki tüm köprüleri uçurmaktı. Hepsini havaya uçurdu ama bu köprüye kıyamadı. (Halbuki Yunanlılar Bursadan kaçarken benzeri Irgandı Köprüsü ‘nü yıkmışlardı).

İleride Santa Trinita kilisesi var. Köprünün üzerinde mermer bir kabartma (yada rölyef) var. Bu Floransalıların Sienalıları yenmesinin anısına yapılmış.

Bundan sonra her zamanki gibi koşar adımlarla sabah tura başladığımız yere doğru otobüslere dönmek amacıyla yol aldık. Karanlıkta pek birşey seçememeksizin Floransanın zenginlerinin oturduğu semtlerden geçip nehrin öte tarafındaki Michaelangelo tepesine ulaştık.

Burada daha öncede yazdığım gibi Davud heykelinin kopyası sergilenmekte. Şehrin dışında bir yükseltide olduğu için geniş açıda şehri görebilmekte. Nehir, eski köprü, duomo, belediye binası, santa croce akla ne gelirse görülebilmekte. Gece de görüntü oldukça güzel. Şanssızlığımız havanın yağışlı olması ve pillerimin bitmesi oldu. Burada bir büfe var. Oldukça pahalı, uzak durun.

Sonuçta Floransa da mutlaka gelinip gezilmesi gereken bir şehir.

          Gelmeden önce festival yada eğlenceli bir dönemi yakalayıp ona göre gezinizi ayarlayın. Mesela Haziran ayının üçüncü haftasında Piazza san croce ‘de rugby maçı yapılacak. Yaklaşık beş yüz yıllık bir gelenek.

          Gezi için sabah 8 gibi yola koyulun. Orsan micheleden bilet temin edemezseniz en azından Academiz, Uffizi ve (veya) Pitti sarayından bilet temin eder ortak bir noktada buluşup gezinize başlarsınız.

          Mutlaka çan kulesine yada kubbeye çıkın.

          Önemli noktalar arasında mesafe çok değil bununla beraber önemli yerlere giriş sıraları uzun.

          Akşam tripodunuzu kurun ve Michaelangelo tepesinden çekim yapın.

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s