Roma – 2

Artık Roma ‘nın en mükemmel yapısına ulaşmış durumdayız. Burası Pantheon. Tüm tanrılara adanmış tapınak burası.  İlkin Agrippa tarafından dörtgen bir yapı olarak 27 ‘de yapılmış. imparator Hadrian 118 ‘de burayı tasarlamış ve inşa ettirmiş. Görülüyorki ilham geldi mi romalı imparatorlar büyük yapıları tasarlıyorlar. (Aya Sofya da Justinianos tarafından tasarlanmış rivayete göre  . Sonrasında Romadaki ilk katolik kilisesi olmuş. Ama kilise tarafından şeytanın gözü ilan edilmiş kubbesinin tam ortasındaki delik nedeniyle. Oculus denmekte bu deliklere. 7. yy ‘da Romalılar vebanın bu delikten gelen şeytanların işi olduğuna inandıklarından burayı vaftiz ettirmiş sonrada kiliseye çevirtmişler.

Yapının girişindeki kısmı tam onaltı sütun taşımakta. Burada da yüzey delik deşik. Çünkü papalık yüzeye kaplı metal levhaları söktürmüş. Pantheon yapıldığında küçük bir tepenin yamacındaymış. Zaman ve insan etkileri ile on metre kadar alçalmış bulunduğu yer günümüzdeki Roma zeminine göre.

Pantheon ‘un içine girdik sonunda. Girer girmez çarpıldık. 40 metrelik dev kubbenin tam ortasından içeri giren gün ışığı tüm mekanı aydınlatmakta. Kubbe altı metrelik duvarlarla desteklenmiş. Hafif olması içinde hafif malzemeden kaplamalara kullanılmış. Sadece biz vurulmamışız bu yapıya. Thomas Jefferson bu yapının bir benzerini Virginia Üniverisitesine yaptırmış. Tipi amerikan görgüsüzlüğü. Zemindeki izlerin yerinde eskiden bronz kaplı imiş. Papa 8. Urban (tam bir sanat düşmanı olmalı) San Angelo kalesine top yapılsın diye bunları söktürüp eritmiş. Adam tam anlamıyla bir vandal ki bununla da kalmayıp orjinal kapılarıda erittirmiş. Metal daha sonra Bernini ve Borromini tarafından San Pietro kilisesindeki Baldacchino ‘nun yapımında kullanılmış.

İçerisinde ağırlıkla olarak toprak rengi mermerlerin kullanıldığı görülüyor. Yürürken ayağınızın sürtünmesinden çıkan ses defalarca tatlı bir sesle yankılanmakta. Garibaldinin, Rafaelin mezarları hep burada. Anı defterinin başına bir görevli koymuşlar kadın Sophia Loren filmlerindeki cadaloz kaynanaya birebir benzemekte.

Tahta sıralara oturduk eşimle. İçeriyi dolanan çekik gözlüleri, duvarlardaki resimleri izledik bir süre.

Yine ortasında çeşme olan etrafında kafeteryaların sardığı küçük bir meydan daha, Piazza Rotunda. Çeşmenin  otasında bir dikilitaş, dikilitaşın eteklerinde ise Romadaki hemen hemen her çeşmede göreceğiniz çirkin görünümlü balıklardan var. Rengarenk, pastel tonlu binalar buradaki korkunç kalabalığa gölgelik olmuş.

Buradan Romadaki en güzel meydan olan Navona Meydanına çıktık. Roma döneminde araba yarışlarının yapıldığı oval bir meydan burası. Tam karşıda büyükçe, kubbeli bir kilse ve yanında Brezilya elçiliği var. Etraf kafeteryalarla dolu. Bir fincan kapuçino 5 euro. Kapuçinonun yanında bir bardakta su getiriyorlar. Tadını beğendiğimi söyleyemeyeceğim ama insanı yakan güneşin altında su iyi gitti. Aayrıca burada olma kapayrı bir duygu. Meydanın ortasında üç tane çeşme var. Biri Melekler ve Şeytanlarda Robert Langdon ‘un suikastçi ile dövüştüğü meydan. Çeşmelerin arasında turist grupları, resim, karakalem çalışmaları yapıp satmaya çalışan sanatçılar ne ararsanız var.

En ünlü çeşme, Fontana dei Quattro Fiumi ‘dir. Bu ortasında dikilitaş oaln çeşme. Buradaki heykeller eski dünyanın bilinen dört nehri olan Nil,Ganj, Tuna ve Plata Nehri ‘ni simgelemektedir. Solundaki çeşme ise Fontana del Moro. Moro burada, Mağripliyi simgelemekte. Bunlar Bernini tarafından yapılmış eserler. 19. yy ‘a dek meydandaki bu çeşmelerin giderleri kapatılıp meydanı su basması sağlanırmış. Zenginler burada tekneleri ile gezermiş.

Meydanda tur bitti ve rehber bizi serbest bıraktı. Yarın ne yapılacağı, Pompei ‘ye gidilip gidilemeyeceği konusunda hararetli bir tartışma yapıldı. Önce Pompei ‘ye gidilmediği için çıbanbaşı oldum, sonra insanları götürmek istemediğim için kötü. Ama söz konusu Napoli idi. On- on beş kişi ile çıkmaya cesaret edemedim.

Sonunda eşimle başbaşa kaldık. Yukarıda da dediğim gibi kafeteryada birşeyler içtikten sonra Pantheon ‘a uğradık. Sadece ayağımı zemine sürüp çıkan sesi dinlemek için. Gerekirse bir daha sadece bunu yapıp çıkan sesi dinlemek için Roma ‘ya gidebilirim.

Akşam, mesai bitimi. İtalyanlarda bizden pek farklı değil. Başbakanlık konutu olan Palazzo Chigi ve diğer devlet dairelerinin olduğu yerlerde motosikletli eskortlar çıkıyor ardından kaliteli bir araba. İşlerinden çıkanlarda durakları doldurmaya başlamış en akılcıl yöntem yürümek gibi görünüyor. Bu sırada bizden ayrı gezmeye kalkan Özcan ve Sinem ‘i gördük. Onlarda Piazza Venezia ‘ya gitmişler ama Emanuel anıtı kapandığı için dönmüşler. Ayakkabı almak için Trevi meydanına döndüler. Biz İspanyol merdivenlerindeki terasa çıkalım diye yola koyulduk. Burada yolumuzun üzerindeki Sant’Ignazıo di Loyola kilisesine denk geldik. Tur planlarında olmayan bir kilise ama bence görülmesi gerekli. Büyük, serin bir mekan. Kubbesiz. Başlangıçta kubbe yapılmak istendiyse de kilisenin yakınlarındaki rahibeler manzaralarının kapanacağının öne sürerek itiraz etmişler. Bunun üzerine düz bir tavan yapılmış ve içi çok güzel resmedilmiş. Andrea Pozzo 1685 ‘te yapmış tavanın resim işlerini. Cizvitlerin başarıları resmedilmiş. Dört kadın dört kıtayı betimlemekte kullanlmış.

Nedendir bilinmez İspanyol merdivenlerine gitmedik. Bunu yerine tekrar aşk çeşmesine gittik. Dondurmacı aradık ama aradığımızı bulamadık. Çeşmeyi gören bir yere oturup etrafı seyrettik. Buradan ana caddeye gidip UPIM mağazasına girdik. Burası kozmetik vb ‘yi oldukça ucuza alabileceğiniz bir yer. Zaten İtalyanların indirim mağazalarından.  Burada önceden aldığımız hediyelikleri unuttuğumuzu görünce bir koşu kafeteryaya gittim. Neyse ki hediyelikleri saklamışlar. Oradan döndüm.

Buluşma noktasında hesaplı, bizim BIM ‘lere benzer bir mağazaya denk gelip biraz alışveriş yaptık. Roma işte topu topu bu kadar sürdü.

Roma sonuçta aslında kolay gezilebilen bir yer ama tek günlük değil. Bir gün vatikan ve navona meydanı gibi yerler gezilir. Sonrasında tarihi kısım ve Piazza Venezia çevresi gezilir. Bir sonrasında ise Borghese bahçeleri, ostia antica dolaşılabilir. Dördüncü gün ise atlanılan yerler gezilebilir yada yakın çevreye gidilebilir.

Bununla beraber gezilmesi zor değil. Önemli noktalar birbirine epeyce yakın.

İstanbul ‘un eskisi işte. Kolay olmuyor gezmesi J

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s