Türk Korsanlık Tarihi

Önsöz
 

Yıllarca gerek okullarda gerekse çevremizde  “Türkler denizci bir millet değildir” ,”Türkler denizcilikten anlamaz” tarzı söylemleri duyarak yetiştik. Preveze’yi hepimiz biliyorduk,İnebahtı’yı hatırlamak istemiyoruk. Barbaros Hayrettin Paşa’yı duymuştuk ama Hızır Reis mi ,Oruç Reis mi tam emin değildik. Garp Ocakları diye bir şey okumuştuk ama tam anlamıyla ne olduğunu da pek bilmiyorduk.

 

Gerçektende denizci bir millet değildik. Ama büyümek ve yaşamak için denizlere hakim olmak gerektiğini çabucak anlamıştık. Başlangıçta gücümüz oldukça yetersizdi. Devletin kıyıları Bizans,Venedik,Ceneviz,St.John şövalyelerinin donanmaları  ve çeşitli korsan gruplarıyla çevrili idi. Bu ablukadan çıkabilme ve yaşamalıydık. Güçlü olmadığımız için farklı bir şeyler yapmamız gerekliydi. Görülüyor ki çağının ötesindeki fikir ve taktikler, gemilerin hız ve manevra kabiliyetleri ile birleştirilmek suretiyle farklılık yaratılmış. Ve buna Türk’ün cesareti ve özverisi de eklenmiş.

 

Benim için her şey tamamen bir tesadüf ile başladı. Heybeliada Halk Kütüphanesindeki raflarda Barbaros Hayrettin Paşa’nın hatıralarının yazılı olduğu Gazavat-ı Hayreddin Paşa’ yı alıp okumaya başladım. Bir avuç inanmış,cesur adamın yaptıkları önceleri inanılmaz olarak göründü bana. Kitap oldukça etkileyiciydi. Kitap,tarif edilemez bir gözlem gücüne dayalı  bir betimleme ile inanılmayacak olayları oldukça yalın bir şekilde anlatmaktaydı. Bununla beraber kitabı bitirdiğimde bu kadar şeyin yapılabilmesinin mümkün olamayacağına karar vermiştim tüm şüpheciliğimle.

 

Kaynakları araştırmaya başladım.İnternet olmadığı için bunun iğne ile kuyu kazmaktan bir farkı yoktu. İlginçtir çok az sayıda yerli kaynak varken –ki bunların neredeyse tamamı yabancı kaynakları referans almaktaydı- çok sayıda yabancı kaynak bulunmaktaydı. Ve bu kaynaklar Barbaros’u teyit ettiği gibi daha da fazlasından bahsetmekteydi.

 

Zamanla konunun içine iyice daldım. Barbaros ne ilk ne son korsandı tarihimizde. Türk tarihçilerin yazmadıklarını -hatta araştırmadığı bu konuda- yabancı kaynaklar yazıyordu. İngiltere,İrlanda,Norveç ,İzlanda ve hatta Amerikan sahillerinin Türk korsanlarının vuruş menzilinde olduğu uzun uzun anlatılmaktaydı. Bizlerin mümkün görmediği İzlanda Seferi bizzat İzlandalılarca anlatılmaktaydı.

 

1800’lü yılların ilk çeyreğine değin korsanlarımız hala denizlerdeydi. Ama artık Osmanlı da  tükenmeye başladığı için Anadolu artık levent gönderememekteydi Kuzey Afrika’ya. Korsanların günümüzde az bilinen şanlı,gurur dolu sayfaları kapanmaktaydı artık.

 

Ama bir güç atalarını ve yaptıklarını Türklerin hafızasından silivermişti. Turgut Reis,Kurtoğlu,Aydın Reis ve niceleri hatırlanmaz olmuştu. Oysa İtalyanlar ve İspanyollar ne Dragut’u ne Curtogoli’yi nede diğerlerini unuttu. Hatta Maltalılar çok büyük bir yiğitlik örneği göstererek adanın kuşatmasında şehit olan Turgut Reis’in adını şehrin en büyük caddelerinden birine verip limana da bir heykelini yerleştirdi.Fakat ne yazık ki çoğumuz bu büyük denizcimizin adını aklımızın bir köşesine bile yerleştirmedik.

 

Okuduğum bunca makale,kitap ve çeşitli yayına rağmen hala bu yiğit insanların yaptıklarına inanamadığım anlar oluyor. İzlandayı dehşete düşüren, Amerikan hükümetini dize getirip haraca kesen,Kenya açıklarında Portekiz donanmasıyla çarpışan, üçbin kişi ile onbinlere karşı dövüşen insanları gördüm.

 

Büyük insanları tanıdım. Bir organizasyon dehası Kemal Reis,fedakarlık örneği Burak Reis, ahde vefa abidesi Oruç Reisi okudum. Bunları sizlerle de paylaşacağım.

 

Yiğit düşmanları da tanıdım. Yenmeyi ve yenilmeyi bilen soylu insanlarla da karşılaştım karşı taraftan. Tıpkı bizler gibi inançları için savaşan ama kadere saygı gösteren insanları gördüm. Belki acımasızlardı ama dürüst oldukları yadsınamazdı.

 

Elbetteki defalarca hıyaneti de okudum. Arapların kalıtsal kaypaklığı ve pespayeliği defalarca karşıma çıktı. Ama devşirmenin bu bir avuç insanı en önemli anlarda yarı yolda bırakmalarına lanetler okudum.

 

Haçlı saldırılarını canları pahasına Tunusta,Cezayirde karşılayan;ispanya,Portekiz ve İtalyanın palazlanmasını engelleyen Türk korsanları…

 

Kuzey Afrikanın çöl kumlarında yatan;yedi denizin dalgaları arasında kaybolup adı sanı hatırlanmayan yiğitlerin anısı karşısında saygıyla eğiliyorum.

 

Bugün sıcacık evlerimizde tıpkı Orhun Abidelerinde dediği gibi “atalarımızın dağlar gibi yığılan kemikleri,seller gibi akan kanları” sayesinde rahatça oturabilmekteyiz. Bunlar unutturulmaya çalışılsa da unutmayacağız.

 

Ne mutlu Türk’üm diyene.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s