Üsküdar -1

İngiliz Mezarlığı  İngiliz Mezarlığı  Selimiye CamiiSalacaktan gün batımı  Ayazma Camii  Valide Camii

Valide Camii

üsküdar kasim 2006

Osmanlının yaşayan karşı tarafının, Romanın kesin olmayan pek çok kanıtsız rivayetinin sahibi semtimiz Üsküdarın. Nedense çok yakın olduğu halde, planlarımız arasında olmasına rağmen gezilmesi bugüne kısmetmiş.

Standart gezi saatimiz ve kurallarmız dışında,’hadi boş boş oturmayalım, çıkıp bir gezelimin kurbanı oldu aslında Üsküdar. Saat 14:00 de Kadıköyde buluşarak gezimize başladık.

İngiliz Mezarlığı  

İlkin Kırım Savaşı sırasında Selimiye Kışlasında bakılan ve burada ölen İngiliz askerlerinin gömülmesi için oluşturulmuş bir mezarlık burası. Yer olarak GATA, Marmara Üniversitesi ve DMO’nun aralarında kalan bir bölgede yer almakta.

Eskiden DMO depolarının yanından, tren yolu köprüsünün üzerindeki ilk sol girişten girilebilmekteydi. Bugün ise sadece ana giriş olan GATA’nın yanındaki aralıktan giriş yapılabilmekte. 

Mezarlık iki kısımdan oluşmakta. Girişin hemen yanında devasa bir kangal mevcut. Sahipleri ve mezarlığın bakıcıları çingene midir nedir çözemediğim bir kabilenin bireyleri. Hemen girişin olduğu kısımda büyük bir anıt heykelin gölgesinde dağınık bir halde çeşitli mezarlar durmakta.Mezarları tetkik ederken bu kısmın askeri değilde protokole ait kişilere ait bir kısım olduğunu farkettik.Ve bu kısım sadece ingilizlere ait değil.

Bu kısmın manzarası oldukça güzel. İşin ilginci mezarlığın ikinci ve daha geniş olan kısmına geçilirken diğer mezarlardan uzakta,sol tarafta iki mezar daha var.Mezarlardaki kişilerden biri tifodan ölmüş,belki onun için ayrı gömülmüş olabilir.

İkinci kısım ise tıpkı filimlerde görülen yabancı mezarlıklarına benzemekte. Yine sağda mezar odası sandığımız ama içinde sadece dua edilecek bir kürsü olan mermer bir odacık mevcut.Biraz ilerisinde ise,sağ tarafta İngiliz askerlerine ait mezarlık var.Mezarlıkta müslüman yada gayri müslüm ingiliz askerleri beraber yatmakta.Sağ taraf ise daha çok idari işler için İstanbula gelmiş görevliler ve ailelerine ait.En yeni mezar 1970’lere aitti.

Çok sayıda yavru köpek ileriden bize doğru ilerleyince çıkmak zorunda kaldık.

Güneşli bir havada, iyi fotoğraf çekilebilinecek bir yer.Ama insanı had safhada huzursuz ediyor.

Selimiye Camii

Cami 1801 tarihinde yaptırılmış.Birden fazla minare sultanlar ve ailelerince yaptırılabildiği desturu ile gittik.

Topladığım kısa bilgi şu kadar.

Selimiye kışla caddesi, şerif kuyusu sokak, selimiye camii sokak ve çeşm- i kebir sokak ile çevrili geniş alanı kaplar. camiin bu sokaklara açılan avlu kapıları vardır. tak halinde ve harpuştalı olan bu kapıların biri hariç diğer üçünün de, iç ve dış alınlarına âyet-i kerimeler yazılmıştır. şerif kuyusu sokağı’na açılan avlu kapısının yalnız dış yüzünde âyet bulunmaktadır. bu kapıdan avluya girildiğinde, sağ tarafında abdest muslukları olduğunu görürüz. bunun ön kısmı muvakkithanedir. muvakkithanenin sol tarafında ise selimiye camii şadırvanı vardır. kapının sol tarafında da helâlar bulunmaktadır. muvakkithanenin kitâbesi yoktur. camiin cümle kapısı selimiye camii sokağı’na açılmaktadır. arazi meylinden dolayı iki taraşı, zemini ve korkulukları kesme taş olan bir rampanın yardımı ile avlu kapısına çıkılmaktadır. kapının iki yüzüne gayet güzel celî bir hat ile ayetler yazılmıştır. tak halindeki bu büyük ve yüksek kapının üzeri kurşun kaplı olup tepesine küçük bir alem yerleştirilmiştir. selimiye kışlası sokağı’na açılan avlu kapısının iki tarafında camiin hazîresi bulunmaktadır. bu sokağa bakan avlu duvarına hâcet pencereleri açılmıştır. selimiye kışlası sokağı ile şerif kuyusu sokaklarının birleştiği yerde, bugün meşruta ve çocuk kütüphanesi olarak kullanılan sıbyan mektebi vardır. fevkânî olan bu yapının üst kısmı ahşaptır. avluda bugün kullanılmayan çok büyük bir şadırvan bulunmaktadır. 4 x 2 adım boyutlarındaki bu şadırvan dikdörtgen tekne biçimindedir. üzerini kalın bir kapağın örttüğü bu teknenin dört yüzünde toplam 12 musluk yeri vardır. kitâbesi yoktur. mabet hakkında hadîka yazarı hafız hüseyin efendi şu bilgiyi vermektedir: "bânisi, sultan selim han-ı salis’tir. eyüp camiini tecdid ve ihya buyurduktan sonra bina emini olan rical-i devlet-i aliyye’den uzun hüseyin efendi bu camiye dahi bina emini tayin olunup 1216 (1801) senesi yapımına başlanıp, 1220 muharreminin 5. günü (5 nisan 1805) tamamen bitmiş olup ibadete açılmıştır. sultan iii. selim’in sırkâtibi ahmet efendi ruznamesi’ne göre, 23 zilhicce 1216 (26 nisan 1802) pazartesi günü, yapılan bir merasimle "kavak sarayı mahallinde ihya gerde-i şahane olan ta’limli asker kışlağı kurbınde bir camii şerif bina ve ihyası için" temel atılarak inşasına başlanmıştır.

 İçinde ekstra aman aman bir şeyler yok.Fakat dış görünüşü oldukça zarif.Özellikle kuş sarayları olsun ,sultan mahfili olsun oldukça göz okşamakta.Haziresinde pek çok mühim kişi ve aileleri yatmakta.Tam yeri Selimiye Kışlasının yanı.Vapur ile geçerken görülebilmekte.

Bir sonraki hedef olan Ayazma Camiine Salacakın teraslarından gidebilirsiniz.Akşam gün batarken yarımadanın inanılmaz bir renk cümbüşü altında bir görüntüsü oluşmakta.Harika manzaraya sahip pek güzel evler var.Önündeki kız kulesi bile başlı başına bir sanat eseri.

Ayazma Camii

Vapurdan geçerken Üsküdar taraflarında yukarıda ,her yere hakim duran bir cami vardır.İşte o Ayazma Camiidir. 1760- 1761 yıllarında sultan üçüncü mustafa tarafından annesi mihrişah emine sultan ile kardeşi şehzade süleyman adlarına yaptırılmıştır. mimar mehmed tahir ağa`nın eseridir. caminin yerinde daha önce ayazma sarayı ve bahçesi olduğundan bu ismi almıştır.

3.mustafa zamanında yapılmıştır. Kubbesi yüksek kasnaklı. Son cemaat yerinde can motifli sutun başlıkları vardır. Bu tip sutun başlıkları 3. mustafa dönemine özgüdür daha sonra görülmez.

Duvarında bir güneş saati bulunmaktadır. Ayrıca minareye göre güney yüzünde kuş sarayı vardır.İçinin çinileri oldukça övülmektedir.Özellikle hünkar mahfilinin çinileri anlatıla anlatıla bitirilmez.Hünkar mahfilide tıpkı Selimiye camii gibi oldukça ihtişamlıdır.

Padişahın iki cami yaptırıp birini veliye (laleli camii )  birini suya kaptırdığı (ayazma camii) için hayıflandığı rivayet edilir. Minaresinin manzarası babam tarafından anlatılır. Bahçesinde ilginç mezar taşları bulunur. Murat Belge kitabında buların yeniçeri mezartaşı olabileceğini söylerken önceden gördüğümüz yeniçeri mezartaşlarından oldukça farklı.

Ara sokaklardan dalarak Üsküdara ilerlerken Rumi Mehmet Paşa camiinin yanından geçersiniz. Rumi Mehmet Paşa fetihten sonra islama geçmiş bir Bizanslı. İlk baktığımda Bizans tipi bir kiliseden dönmüş gibi algıladım. Geceleyin güzel aydınlatılıyor. Eskiden neredeyse bir külliye iken epey bir parçası ortadan kaldırılmış.Acaba bizden daha fazla kendi tarihine zarar veren bir millet var mı?

Üsküdar : Meydan ve çevresi

Üsküdar belki de şehrin Anadolu yakasının en mutaassıp semtlerinden birisi.Çok sayıda Osmanlı eseri olması bile pek ısındıramadı kendini bana.Anadolu yakasının merkeziyken yerini nasılda Kadıköye kaptırdığı sosyolojik ve ekonomik açıdan incelenmeğe değer bir konu.

Üsküdar adı nereden gelir diye baktığınızda tıpkı Galatadaki gibi pek çok şey görebilirsiniz.Ekşi sözlükte Farsça konak anlamına geldiği yazsa da bu dili bilen arkadaşlarım bunu teyid etmedi.Öte yandan  ekşi sözlük kaynaklı bir bilgi var.İrdeleyelim.

yunan kolonisi olan halkedonun iskelesi ve tersaneleri, bugünkü üsküdar’ın oldugu yorede bulunur ve buraya hrisopolis (altın sehir) denirdi. yorenin bu adla anılmasınin cesitli nedenleri olabilir . pers isgali sırasında anadolu yarımadası’ndaki kavimlerden ve halktan vergi olarak toplanan altınlar buradaki hazinelerde saklandığı için yöreye bu adın yakıstırıldığı söylenmektedir, baska bir yorum günbatımında evleri karsi yakadan yaldızlı gibi göründügü icin üsküdar’a altın sehir adının verildiğini söylemektedir. hrisopolis adi daha sonra skutarion’a dönüsmüstür, bu sözcük, eski yunanca ham ya da tabaklanmış deri anlamına gelen “skitos”tan türemistir, antik cagda kalkanlar deriden yapılmakta ve imparatorların kalkanlı muhafızları da üsküdar’da bulunmaktaydı. roma döneminde bu ad skutari biçiminde değismistir. üsküdar adi kimi kaynaklara göre farsca “ulak” anlamına gelen “eskudari”den türemistir. bir kaynagin da eski ev anlamina gelen "eski dar " oldugu soylenir.

Bu mantıktan yola çıkarsak Üsküdar kelimesinin Rusçada eskadron,İngilizcede squadron olan atlı askeri birlikle aynı köktendir deme ihtimali var mı?İşin ilginci Arnavutlarda Bizans tarafından yerleştirilmiş hemşehrilerinin anısına zamanla şkiptardan üsküdara döndüğünü iddaa etmekteler.

Eski bir yerleşim olduğu aşikar.Marmaray soytarılığı için yapılan kazalarda bir camiye ait arasta bulundu üstü örtüldü.Şimdi de Bizans döneminden bir liman ve içinde yirmi kadar iskelet bulunan bir kilise ortaya çıkarıldı.Atlas dergisi olayın üzerine gittiği için belediye şimdilik araştırıyor gibi.Göreceğiz,taşra kökenli belediye başkanlarının vizyonsuzluğu şehircilik için tam bir felaket oluyor.

Üsküdar şairlerin semtidir.Sınırları içerisinde pek çok tanınmış şair yatar .Bunda üsküdarın Kabe toprağı sayılmasının da sebebi vardır.Özellikle Yahya Kemal Üsküdar için git bu mevsimde gurub vakti cihangirden bak diyerek akşam gün batımında cayır cayır yanarmışcasına görünen evlerden bahseder.Durmaz şair fethi gören sehir’dir Üsküdar Yahya Kemal için.Bende bildim bileli merak eder dururdum kuşatma Galata Kulesinden ve Haremden nasıl görünürdü diye .Bu konuda pekte yalnız değilmişim.

Beşiktaştan vapura indiniz ve şu an iskeleden henüz çıktınız diyelim.Tam karşınızda olanca kalabalığın ve karmaşanın ardında çift minareli ,saçakları oldukça değişik bir cami size karşılayacaktır.Bu saçaklar revakları ve son cemaat yerini örter.Bu camiye giderken sağınızda güzel işlemeleri olan bir çeşme göreceksiniz.Bu mimar Mehmet Ağa tarafından yapılan 3.Ahmet çeşmesidir.Özellikle saçağının iç taraf süslemeleri gözalıcıdır.

Yine camiye dönelim isterseniz.Balatı anlatırken Rüstem Paşa camiini anlatmıştık.Hatırlarsanız sultanın kızı mihrimah kocası için yapılan camiyi beğenmemiş mimar Sinanda harikulade çinilerle içini bezeyerek kellesini kurtarmıştı.Bu caminin yapımından sonra mihrimah ziyarete gelir ve bunu da beğenmez.Bu seferki bahanesi ışığın az düşmesidir.Mimar Sinan ne yapsın,yıllar sonra Edirnekapıda da bir mihrimah sultan camii daha yapar.Bu sefer içini ziyadesiyle ziya yapar.

Cami aslında cami,aşevi,medrese,kütüphane ve tophaneden oluşan tam bir külliyedir.Mimar Sinanın erken dönem eserlerinden olup çift revaklı cami stilini son uyguladığı yapıttır.Yapım yılı 1548 dir.Camide birde güneş saati bulunur.

Buradan geçip yeni cami (sanırım adı buydu) tarafına ulaşmak isterseniz artık meşakkatli bir yolculuk yapmanız gerekmekte.Tüm meydan önce marmaray için kazıldı,şimdiyse buluntularla beraber akıbetini beklemekte. Solunuzda Üsküdar çarşısı bulunmakta. Kadıköye oranla fiyatlar burada daha ucuz.Çok katlı bir otopark var ve hatırladığım ilk çok katlı otoparkta bu. Tam köşede SelmanAğa camii var.Minaresi ilginç ,içi hakkında bir bilgim yok.

Yeni camide büyükçe bir yapı.Yık yık bitirilemedi.Bahçesinde bir sebil,üstü açık bir türbe vb var.Hatta çarşı tarafında aydınlatması çok güzel olan birde çeşme var.Çocukken alışverişlerde temel ihtiyaçlar ucuz olduğu için sıklıkla Üsküdara geldiğimizden olsa gerek binaları hatırlayabiliyorum da adları sorun yaratıyor.

Üsküdarda dolaşmak küçük bir alan gibi görünsede aslında çok zaman alan bir iş. Düşünün ne daha boğaz tarafından bir yerlere gitmekten nede ilçenin içlerine girmekten bahsettik.Oralarda da çok şey var.Anadolu şuursuzca taşınsa da Üsküdar dayanmakta.

Kızkulesi

Kızkulesini sona sakladım.Şimdi teknelerle ulaşılıp sağlam meblağlarla yemek yenen yer ile çocukluğumda vapurla Avrupa yakasına geçerken gördüğüm bina arasında kelimelerle anlatamayacağım bir fark var.Ta uzaktan bile solgun duvar boyalarının yer yer kalktığı üstünde her zaman havlarmışcasına duran bir köpeğin olduğu bir yapı idi.İstanbulun soğuğu,poyrazın dondurucu etkisi,lodosun sert dalgaları…O köpeğin çektiğini bu dünyada kimse çekmemiştir herhalde.Sonra özel sektör aldı,restore etti şimdi de işletiyor.Ha iyi mi yapmıştır evet .Ama köpek ne oldu kim bilir…

Hakkında çok sayıda efsane var.Şehreminliğinin resmi sitesi daha gerçekçidir diye ağırlıklı olarak oradan alıntı yapıyorum.( http://www.ibb.gov.tr/istanbultr/330/33001/kule.htm)

Kız kulesi ile ilgili rivayetlerin en eskilerinden biri, İstanbulun, ya da o zamanki adıyla byzantium’un Atina ‘nın hükümranlığı altında olduğu döneme dayanıyor. Bu rivayete göre, makedonya kralı filip’in İstanbula saldırma ihtimaline karşı, atina krallığı, istanbul’u korumak üzere amiral hares komutasında 40 pare gemi gönderiyor. Hares’in çok sevdiği eşi damalys öldüğünde, amiral, eşini buradaki kayalıkların içine oydurduğu bir mezara defnediyor.
Bir başka efsaneye göre ise, leandra adlı bir genç burada bir genç kıza aşık oluyor. Her gece, sevgilisiyle buluşmak için karşı kıyıdan yüzerek buraya gelen leandra’ya yol göstermek için, sevgili kız kulesi’nin bulunduğu kayalıkların üstünde ateş yakıyor. Bir fırtınalı gecede genç kızın yaktığı ateş sönüyor. Leandra, kayalıkları bulamıyor ve yolunu kaybediyor. Boğazın serin ve karanlık sularında boğulup gidiyor. Leandra’nın ölümüne dayanamayan sevgilisi de intihar ediyor.
Bizans dönemiyle ilgili efsane de, eski yunan hikayesindeki gibi ‘acı son’la bitiyor. Falcılar, bizans kralına, ‘sevgili kızın, yılan sokmasından ölecek’ diye, kötü bir haber veriyor. Kral, kızını yılan sokmasın diye, kız kulesi’nin bulunduğu kayalıklara bir ev yaptırıp, kızını buraya yerleştiriyor. Ancak genç bir subay, kralın kızına aşık oluyor. Günlerden bir gün, genç subay, prensese sunmak için bir demet çiçek hazırlıyor. Çiçek demetinin içinde gizlenen bir yılan, talihsiz prensesi sokup öldürüyor.
Selçuklu dönemiyle irtibatlandırabileceğimiz battal gazi efsanesinde ise  kısmen mutlu son var. Battal gazi, üsküdar tekfuru’nun kızına aşık olunca, tekfur, kızını burada yaptırdığı kuleye hapsediyor. Bunu öğrenen battal gazi, kuleyi basarak tekfur’un kızını kaçırıyor. Kızı alıp Afyona götüren Battal kızı kalede tutuyor.Battal günün birinde kale dışında bir yerlerde uyurken tekfurun kızıda kalenin surlarında gezmektedir.O esnada uzaktan babasının adamlarını görünce Battalı uyandırmak için bir taş atar.Heyhat taş Battalı şehit eder uyandıracağı yerde.
Evliya çelebi’nin hikayesi ise Osmanlı döneminde geçiyor. Çelebi, sultan bayezid-i veli zamanında, kız kulesi’nde yaşayan bir velinin, her gün cübbesinin eteklerini toplayıp denizin üstüne oturarak sarayburnu’na gittiğini ve sarayda padişah’a ders verdiğini anlatıyor.Tabii bu son iki efsane de Evliya Çelebiden geldiğinden olsa gerek insan duraksıyor biraz.

Osmanlı tarihinde de tıpkı Bizansta olduğu gibi hem gözetleme amaçlı kullanılmış hemde gümrük görevi görmüş.18.yüzyılda Hekimoğlu Ali Paşa sürgüne gönderilmeden bir süre önce burada hapis tutulmuş.Sunay Akın başka başka palavralar yazsada tek hapis olayı bu.En azından resmi kayıtlara geçen tek olay bu.Tarihte bilinen ilk kapsamlı onarım lale devrinde yapılmıştır.

http://www.kizkulesi.com.tr  diye de bir net sitesi var.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s