Likya Turu Bölüm 1

Likya Turu (Ağustos 2006)- Bölüm1

Türkiye içerisinde en azından turistik açıdan canlı dönemlerde kültür turlarının arasında mutlaka Likya turu adında bir tur ile karşılaşırsınız.Bende katıldığım bir Likya turunu elimden geldiğince açıklamaya çalışacağım.

 Likya turları yöre olarak Muğlada Fethiye merkezli bir alana denk gelir. Likyalılar Anadolunun en eski halklarından olup Yunan asıllı halklardan kendilerine özgün alfabe,dil,kültür gibi unsurlarla farklı kalmıştır.Bağımsızlıklarına düşkün olan bu halk ülkelerini istila eden güçlere karşı daima savaşmış,direnç göstermiştir.Pers yada Roma yönetiminde bile olabildiğince başına buyruk davranmıştır.Kikyalılar ile ilgili olarak bulabildiğim  verileri sıralayayım size.

 Guneybati anadoluda teke yarimadasi denilen bolgede, helenistik olmayan ozgun bir kulture sahip, başkenti xanthos olan bagimsizlik ve demokrasi anlayişlari olumune olan medeniyet. piramitlerden sonra en onemli tarih hazinelerinden olan kaya mezarlari, şehirler konfedarosyonunu tarihte ilk defa uygulayan medeniyet olmalariyla abd anayasasina ornek oluşlari, ozgurluklerini kaybetmektense olmeyi secen halki (xanthos: Pers istilasında bu şehrin halkı once karilariyla cocuklarini olduruyorlar sonra da intihar ediyorlar ama teslim olmuyorlar. ) ile bugun ku antalya koycegiz arasinda kalan ulke. anadolunun güneybatı ucunda  , karya ve pamfilya arasında bulunan daglık bölgedir. herodot, halkının dogrudan giritten gelenler oldugunu anlatır.   bu insanlara o zamanlar termilae denirmiş, likyalılar denmesi pandion oglu atinali lycus`dan ileri gelir. böyle der herodot. aslında, bu ad hitit kaynaklarında da sözedilen lukka kavminden türemiştir. öte yandan termilae kelimesi, trmmili bicimiyle, i.ö. 4. yy. yazıtlarında da karsımıza cıkar.

likyalilar, priamosun müttefigi olarak troia savaşı’nda da carpişmişlardir.   o dönemde bile, bugün klasik likya diye andıgımız bölgeye yerleşmişlerdi. komutanları sarpedon ve glaukusun ise, savaşta gösterdikleri yigitlikten ötürü xanthos vadisi’nde arazi ile ödüllendirildikleri söylenir.

i.ö. 546 yılında bölge pers istilasına ugrar. aristokratik kültürdeki, sanattaki pers etkisi bu dönemde alır başını gider. likyalılar i.ö. 480 yılında xerxesin kıta hellas’a yaptıgı saldırıda gemileriyle perslerin yanında yer alır. yenilgi sonrası ise, atina imparatorlugu’na dahil olurlar.  ancak kısa süre sonra yeniden pers etkisine girerler. i.ö. 4. yy.da satraplık sistemiyle idare edilirler. bunlardan en önemlisi olan periklesin sarayının limyrada oldugu düsünülür.   

bölge bir dönem mausolos idaresine girer, ardından iskendere  baglanır, sonra da ptolemaiuslara devrolur.

i.ö. 197 yılında antiochus iii tarafından alınır. fakat 189 yılındaki magnesia savasından sonra romalılar tarafından rodosa verilir. likyalılar bu duruma siddetle gıcık olurlar ve i.ö. 169 yılında özgürlüklerine kavuşurlar. yogun bir roma etkisi altında yaşamış olsalar da (i.ö. 2. yy.da xanthosa tanrıca roma kültü gelir mesela), i.s. 43 yılına dek özgür kalırlar. bu yıl, yeni bir roma eyaleti olusturmak amacıyla bölge pisidia (tamamı degil) ve pamfilya ile birleşir.

Halkından basedersek, biraz da halktan bahsedelim a dostlar:
lykianın kücük toplulukları arasında olaganüstü bir isbirligi, uyum vardı.   pers idaresi altindayken bile (i.ö. 4. yy.), pek cok kentin kendi adina bastigi sikkelerde
triskelion motifi ile karşilaşiriz. hellenistik devirde, belki de i.ö. 200’den bile önce bir konfederasyon kurulmuştu bölgede. dogu’da bulunan phaselis ve olympos gibi kentler bu dönemde bölgeye dahil olmuş; i.ö. 83 yılında ise kibyratis
in üc kentide katılmıştır.

federal konsülde kentler boyutlarına ve önemlerine dogru orantılı oy hakkına sahiptiler.  hellenistik dönem icinde toplantılarda üc oya sahip, lider konumdaki likya kentleri şunlardı: xanthos, patara, pınara, tlos, myra, ve olympos. (Tüm Likya şehirleri;tlos,cadianda,xanthos,pinara,kaunos,patara,olympos,karmylassos, telmessos’dur.)

dil ve yazıları i.ö. 4. yy. sonuna kadar korunmuştur. bu dönemde hellence yerleşir. oysa önceki asırda beraber kullanım görmüstür her iki dil. özellikle mezar mimarisinde yerli   kültür kendini bariz belli etmektedir.

roma imparatorlugu idaresi altında, vespasian dönemi’nde cıkartılan lex provinciae ile yönetilmiştir. i.s. 2. yy.da rhodiapolisli bir cömert zengin olan opramoas ile başka bagısseverler sayesinde   inşa faaliyetleri görülür.

verimli-ekilebilir toprakların kısıtlı oluşu ve nüfusun az olması, likya’nın hicbir zaman karia, pamfilya ve hatta pisidia kadar ekonomik refaha kavuşamamasına vesiledir.Likya kelime anlamı olarak güneş ülkesi,ışık ülkesi olarak adlandırılabilir.

Ne kadar doğrudur bilemediğim üç rivayetide sizinle paylaşacağım.Ne yazıkki doğrudur yada yanlıştır diyemiyorum.İlki, likya adi, bm in genel merkezinde giriş kapisinin yan tarafinda yazili bulunmaktadir.Diğeri, likya federasyonu devletleri hititler ile birlikte kadeş savaşina katilmişlar ve bu savaştan sonra yapilan ilk yazili antlaşmada onlarinda isimleri gecmiştir .Sonuncusu ise linguistik bir konu da , sahip oldukları dil iskenderin buraya gelişiyle yok olmuştur… likya dilinin çok küçük bir kısmı çözülebilmiştir… lycee kelimesinin bu uygarlıktan esinlenerek türetildiği söylenmektedir…

İstanbuldan kalkan turlar,Bilecik-Afyon-Burdur yolunu izleyerek Fethiyeye varır.Biri Bursada diğeri Afyonda olmak üzere genelde iki-üç mola verilmekte.Yollar oldukça iyi.Zaten yolda fazla bir rahatsızlık hissetmiyorsunuz.

 Fethiye:

 Bir gün mutlaka Fethiye içerisinde kullanılmalı. (fethiye, akdeniz bolgesi’nin bati kesiminde, mugla iline bagli bir ilcedir. yuzolcumu 3.059 km2 dir. dogu ve guneydoguda antalya ili, guney, guneybati ve batida akdeniz, kuzeybatida dalaman ilcesi, kuzeyde de denizli ve burdur illeriyle cevrilidir. antik telmessos kentini de icinde saklayan fethiye ilcesi, fethiye korfezi’nin dogusunda, fethiye ovasi’nin guneybatisinda yer alir. izmir-mugla uzerinden gelerek antalya’ya ulaşan kiyi yolu 1 km dogusundan gecer. bu yolla il merkezi mugla’ya uzakligi yaklaşik 130 km’dir. fethiye pek cok onemli deprem gecirmiştir. 1856 ve 1957 yillarindaki depremlerde kent neredeyse tamamen yikilmiştir. tekrar inşa edilen fethiye’de şu an modern bir liman vardir.

bugunku fethiye kenti yakinlarindaki belen’de, io 3000’lerde kuruldugu sanilan antik telmessos kenti, lykia’nin karia sinirinda yer aliordu. uzun bir sure lykia’ya karşi bagimsizligini koruduktan sonra, io 6. yy ortalarinda pers egemenligine girdi. io 5. yy’da delos birligi’ne, io 362’de de lykia’ya katildi. ardindan karia krali mausolos’un eline gecti. io 333’te yoreye gelen iskender’in egemenligini selevkoslar’in yonetimi izledi. io 3. yy sonlarinda misir’daki lagos hanedanina baglandi. io 188’de pergamon (bergama) kralligi’nin egemenligine girdi. pergamon kralligi’nin io 133’te yikilmasindan sonra kisa bir sure bagimsiz kaldi ve rodos’la işbirligi yaparak pontus krali mithradates’e karşi koydu. daha sonra roma ve bizans yonetiminde yaşadi. is 8. yy’da anastasiuopolis, 9. yy’dan sonra da makri adiyla anilmaya başlandi. 1284’te menteşeogullari’nin yonetimi altina girdi; 1424’te osmanli topraklarina katildi. zamanla megri’ye donuşen adi, 1913’te ucagi duşen ilk hava şehitlerinden fethi bey’in anisina fethiye olarak degiştirildi. 19. yy sonlarinda aydin vilayetinin menteşe sancagina bagli bir kaza merkezi olan fethiye, 1919’dan 1921’e degin italyan işgali altinda kaldi.

 İlçe,Muğlanın diğer ilçelerinden olan Bodrum ve Marmaristen yapı,turist tipi unsurlar açısından karşılaştırıldığında oldukça farklı.Fethiye,diğerlerine nazaran daha usturuplu,ağırbaşlı bir yerleşim.Yerli halk özelliklede esnaf içerisinde pek çok yörede insanların canını sıkan yapışkan üslup mevcut değil,aksine satışlarda ellerindeki malların kusurları varsa bunu dile getirip sizi uyarıyorlar.Örneğin herhangi bir çayhanede eğer çay demli yada taze değilse size çat servisi yapılmamakta.Müşteriye değil gönüllere servis yapılıyor dense yeridir.Belki bir bardak çay az satıyorsa da dürüst esnaflıklarıyla iki dünyalığını da çıkarmayı başarıyor gibi görünüyorlar. Öte yandan yaşamın yadsınamaz ilkesi etki-tepki burada da ortaya çıkıyor.Diğer yörelere doluşan çılgın turist kitlesi ile karşılaşmak Fethiyede pekte mümkün bir durum değil.Bodrumdaki gibi  aşırı çıplaklıktan dolayı insandan bıkma hissinin uzağından bile geçmiyorsunuz.Sorduk,soruşturduk,belediye pek çok seçimden beri MHP ‘nin elindeymiş.Elbetteki doğru yapılan her şeyin en büyük destekçisiyiz,kutluyoruz.Ama yinede yirmi küsur yıl önce geldiğim Fethiye ile  günümüz Fathiyesi arasında büyük farklar olduğunu söylemeliyim.

 İlçede pek çok süpermarket mevcut ve fiyatlar büyük şehirlerle kıyaslandığında oldukçada hesaplı.Gimayı hararetle öneririm.Özellikle yöresel firmaların ürettiği ayranların lezzetini Türkçe gibi kuvvetli bir dille bile anlatabilmek çok zor.İstanbulda bulamamamız büyük kayıp.

 Kabataslak anlatmak gerekirse Fethiye kapalı bir koyun önüne kurulmuş.İlçe özellikle Amintas kaya mezarının denizden bakıldığında sağında kalan kaleden oldukça net görünmekte.Kale eski çağlardan kalma.Yöreyi elegeçiren herkes tarafından kullanılmış.Ama en aktif kullananlar St.John şövalyeleri olarakta bilinen hospitaller.Kaleye çıkış için fazla yorulmuyorsunuz.Mahalle aralarından çıkınca hemen duvarları tırmanmaya çalışmayın.Yol zaten sizi kaleye götürecek şekilde uzanmakta.Eğer yolu izlemezde tırmanmaya kalkarsanız çıkamayacağınız kayalardan birde binbir güçlükle inmeye çalışacaksınız.(Ben yaptım oradan biliyorum)Kalenin içinde günümüze kalan bir iki duvar dışında bir şey yok.Ama panoramik bir Fethiye fotoğrafı için biçilmiş kaftan.Ama bunun için sabahın erken saatlerini yada gün batımını tavsiye ederim.Yoksa güneş sizi acımasızca kavuracak.Kalenin üzerinde durduğu kayalıklarda bile mezarların olduğunu eklemeliyim.

 Fethiyenin simgelerinden biriside Amintas kaya mezarı.Fethiye ile ilgili tüm kartpostallarda neredeyse görebildiğiniz mezarların sahibi Amintasın bir kral mı yoksa asker mi olduğu hala bilinmemekte.Ama Fethiyenin en bilinen eseri olduğunun altını çizmek lazım.Şu an koruma altında ve girişte 5 YTL alınsa da içeride kesif bir sidik kokusu ve türlü içki markasının şişelerine ait cam kırıkları var.Mezarın içi oldukça büyük.Haçlı seferleri sırasında pek çok mezar gibi buda yağmalanmış.Likya kaya mezarları içinde bazı tespitlerim var. kaya mezarları genellikle ion düzeninde iki sütun, bir arşitrav ve alınlık içerir. sütunlu bölümün arkasında kaya bloğunun oyularak derinleştirildiği iç cephe, mezar odasına girişi sağlayan anıtsal bir kapı ile içeri açılır. mezar odasında da ölülerin yatırıldığı ve armağanların bırakıldığı taş sedirlerden oluşan sade mekanlar var. kaya mezarlarını da genelde denize bakan yüksek tepelere yapmışlardır. bunun nedeni, ölülerin ruhlarının harpyalar tarafından denize götürüleceği inancıdır. Zaten Yöreyi uzun süre askeri ve kültürel açıdan ellerinde tutan Romalıların mezar taşlarıyla karşılaştırırsanız roma mezarlarinin ust kisminin ucgen prizma seklinde olmasi, likya mezarlarinin ise daha yuvarlak hatli ve ust kisminda bir serit olmasidir (ters bir tekne seklinde). bu ters tekne seklindeki mezar, ilk zamanlarda olulerin ustune tekne orttukleri daha sonra ise bu tekneyle oluleri kapama rituelinin anitsal bir mezara donusmesi seklinde yorumlanabilir   

 Sahil yolunu takip ederseniz amfitiyatroya varıyorsunuz.Çocukken geldiğimizde yoktu.Aradaki zamanda bir sel üzerindeki toprağı taşıyarak tiyatroyu gün ışığına çıkartmış.Pek emin değilim ama Roma döneminden kaldığını söyleyebilirim.Arap akınları sırasında büyük hasar görmüş ve zamanla unutulmuş.Güzel bir yapı,kimi mermerlerde  Roma dönemi süslemeler mevcut.

 Fethiyenin müzesi de meşhur.Gezilmesini öneririm.Ayrıca Fethiye civarında pek çok kaya mezarı mevcut.Yeterki dikkatlice bakılsın.

 Şahsi görüşüm sabah erkenden kale ,kral mezarı ve amfitiyatro görülmeli.Öğle yemeğinden sonra müze gezisi ve alışveriş yapılması kafi.Fethiyenin özellikle çam balı meşhur.Oradan ver elini Ölüdeniz.

 Ölüdeniz:

 Fethiyeden kalkan ve tıngır mıngır giden minibüsle adam başı 4-5 YTL ödeyebileceğiniz gibi taksiylede 40 YTL ödeyerek ulaşabilirsiniz.(Bu nedenle önceden taksiciyle anlaşmakta fayda var. )

 Kara ile açık deniz arasında mevcut bir kıstak ölüdenizi oluşturmuş. Fethiye‘ye 12 km uzaklıkta yurdumuz harikalarından biri. Hakkinda birden fazla efsane vardir, bunlardan en gercekci olan iki tanesinin de senaryosu benzemektedir. birinci hikayede kiz ve erkek arkadaşi olan prens firtinaya yakalanir, şimdilerde belcekiz denilen yere kadar gelebilirler ama erkek suya duserek olur, bir sure sonra oludeniz adini veren koya giren tekne sig sularda durulunca kiz bu durumdan dolayi intihar eder, ikinci hikayede ise, kral ve oglu yine firtinaya yakalanir, oglu oludenizin oldugu yerde firtina olmadigini soyler, babasi geminin oraya gitmesini ister, ama yine belcekiz kisminda sular durgun olmadigi icin babasi oglunun kafasini keser ve oldurur.

Açık deniz kısmı oldukça dalgalı ve aniden derinleşmekte.Dikkatli olmakta fayda var.Plajda şezlong paralı ama kumlar inanılmaz derecede sıcak olduğu için elzem.

 Ölüdeniz kısmı ise oldukça sıcak ve sığ.Öyle ki çocuklar ve iyi yüzemeyenler veya su ile sadece eğlenmek için girenler için bir cennet.

 Açık deniz tarafında sol tarafta yer alan  Babadağ yamaç paraşütü sporu için dünya çapında bir üne sahip.Atlayış fiyatları 50 ila 100 YTL arasında değişmekte.İlk atlayışlar mutlaka yanınızda birisiyle yapılmakta.

 Kayaköy:

 Ölüdeniz hep gidilesi bir yer.Ama bir günde mutlaka Kayaköye uğramalısınız. Mimari yapisi, dar sokaklari, kiliseleri ve dogasiyla etkileyici bir atmosferi olan kayakoy, eski bir rum koyu. fethiye’den oludeniz’e giderken, hisaronu tatil beldesine geldiginizde karymlassos tabelasini izleyin. bes kilometrelik bir yolun sonunda, dik bir yamaci boydan boya kaplayan evlerin kalintilariyla karsilasacaksiniz. biri digerinin gunesini kesmeden, birbirine saygi duyarak siralanan bu tas yapilar, yorenin ilginc tarihsel dokusunu olusturuyor. kayakoy’deki ilk izler, antik likya uygarliginin karymlassos kentine ait. kayakoy, kimi kaynaklara gore 11. yuzyilda, kimilerine gore ise 14. yüzyilda bolgede yasayan rumlar tarafindan likya uygarliginin kalintilari uzerine kuruluyor. evliya celebi’nin "seyahatname"sinde de sozu gecen ve rumca ismi levissi olan kayakoy’ün, 20. yuzyilin basina kadar zengin bir kent olarak yasamini surdurdugu biliniyor. 1912 yılında 6500 kisilik nufusa ulastigi bilinen koy, kilise, eczane, hastane ve hekimleri, okullari, postanesi ve zanaat atolyeleri ile yorenin en buyuk sosyal ve ticaret merkezi konumundaydi. ayni zamanda bir basimevi de bulunan koyde, tum guney ege’nin en guclu gazetesi olan "karya" cikartiliyordu.. Burada kaçakçılık yapıyorlarmış denilsede osmanli doneminde , topkapi sarayinda bulunan bir belgede bu kente bir bilim adaminin saray tarafindan gonderilmis oldugu gorulmektedir.istanbul fethiye arasinda ki mesafenin 800 km civari oldugu dusunulurse kentin onemli bir kent oldugu anlasilmaktadir. Köy [ya da kent] tamamen kayalarin uzerine kayalarla kurulmustur.. halki demircilik, oymacilik, kilim dokuma gibi el sanatlarinda gelişmiştir. kibris fethedilmeden once; donanmanin:osmanli donanmasi bir kisminin sefer oncesi kişi bu kentin arkasinda ki koyda gecirdigi bilinmektedir.

 Genel olarak köyü tanımlamamız gerekirse  terk edilen kentte herbiri 50m2 den buyuk olmayan ve manzara ve isik acisindan birbirinin onunu kapatmayan, alt katlari kiler olarak kullanilan, ikiser katli, giriste catidaki yagmur sularinin toplandigi zemin alti sarniclarinin oldugu 350-400 konut bulunmaktadir.konutlarin arasina serpistirilmis cok sayida sapel, iki buyuk kilise, bir okul binasi ve bir gumruk binasi ile gorulmeye deger bir yerdir.

 Ama inanılmaz ilginçliklere sahip.Mübadeleden sonra en son terk edilen köy burası.Terk ediliş 30 lu yılları bulmuş.Her ne kadar köy girişinde buraya Batı Trakyadan getirilen Türklerin yerleştirildiği yazsa da Lozan anlaşmasıyla Batı Trakya Türkleri ve İstanbul Rumlarının muaf tutulduğunu biliyoruz.Belki Karasu ötesindeki Kavalaya yakın köylerden bahsediliyor olabilir.Batı Trakya Türklerine ait cemiyetlerden de bu konuyla ilgili bana bir cevap gelmedi.

 Köyün haklıda Yunanistanda pek tutunamamış,sevilmemiş.Onlarda kendi birliklerini koruyarak izole bir halk olarak bir adada yaşamayı tercih etmişler.Değişik inanışlarından bahsedilmekte.Bu durum,Türkiyeden gelen Rumlara gösterilen standart tepkinin yanı sıra artı bir dışlama vesilesi olmuş.

 Şöyle açıklamaya çalışayım;rum köyleri genelde halkları denizci tüccarlar olduğu için denize dönük olarak kurulmuştur.Halbuki bu köyde tek bir ev bile denizi görmemektedir.Tepede mevcut olan gözetleme kuleleri denizi değil karayı gözler,durur.Gerçi tepede denizi gören şapellerde yok değil.Ama bu tip dini yapıların adalarda olduğu gibi askeri amaçlı olarakta kullanıldığını unutmamalı.Zaten bir rivayete göre tepedeki şapellerde rahip kimlikli bir adam, gemilerin geldiğini görüp köye haber verirmiş. köylüler de malları gemiye taşırlarmış.

 Köyün mezarlığı da yok.Cesetler geçici mezarlar çıkartılıp şarapta,kemikler etlerinden ayrılana dek tutulmaktaymış.Daha sonra kemikler köy girişindeki kilisenin (panayia pirgiotissa kilisesi ) avlusunda bulunan bir odacıkta saklanmakta.Günümüzde de görünebilir durumda bulunan kemikler var.(Daha sonra bunun İstanbul Rumlarında da yapılan bir ritüel olduğunu okudum.Ama detaya inemedim,sadece asil ailelerin uyguladığını gördüm) Gelelim kiliseye; . buyuk oranda ayakta olan kilise, yakin caga kadar kullanilmistir. kuzey yondeki kapinin ahsap olan orijinal kanatlari, halen fethiye muzesi’nde sergilenmektedir. hz. isa ve 12 havarisinin fresklerinin buyuk bir bolumu korunmus durumdadir. bolgede bu kiliseye asagi kilise denir.

 Üstteki kilise nispeten daha yeni bir kilise.Taşlardaki saçma sapan bir şekil rehberlerce cin olarak nitelendiriliyor.Her iki kilisede hazine avcılarınca delik deşik edilmiş.

 Kayaköy üzerine son söz…

gunumuzde kaya koy, turk yunan ilişkilerinin duzelmesi umuduyla, turk ve yunan girişimciler sayesinde bariş ve dostluk koyu sifatini kazanmiştir. 90li yillardaki restorasyon calişmalarinda lower church dedigimiz 18inci yuzyildan kalma kilise, ve bazi evlerin restore calişmalari tamamen gonullu kişiler ve tc. devletinin katkilariyla yapilmiştir. ancak bu calişmalar bolgede yaşamiş olan insanlarin anilarina saygi icin her yapiya uygulanmamiş, onlardan bize kalanlarinda ayni şekliyle korunmasi amaclanmiştir.
ayrica koyde fotograf sanatcisi
faruk akbaşin actigi, kayakoy sanat kampi
sanatin bir cok alaninda faaliyetlerini surdurmektedir.
koy turklerin veya yunanlilarin oldugu kadar diger insanlarinda ilgisini cekmektedir. burada yasayan yabanci uyruklu kişiler icinde bohem
olayini secen ressam ve muzisyenlere rastlanmaktadir.
bazi evler sahipleri bulunup, sahislar tarafindan satin alinmiş, evlerin tarihi dokusu bozulmadan ayni sekilleriyle yenilenmiştir, bazilari ise yunanistandan goc eden ailelerce baskalarina satilmis, ahir olarak kullanilmaktadir.

Fotoğrafçılara son söz,

Mart-nisan arası özellikle sabah saat 7-8 arası evlerin arasından yükselen sis   sayesinde çok güzel fotoğraflar çekilecek yer denmekte.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s